headerLogo2b-18pt-myriadpro

İyi Haberi Keşfettim!

09 ---- pakistan testimony size"İrdelenmeyen bir yaşam yaşamaya değmez." Sokrat

"İnsanın, unutkanlık, itaatsizlik ve suçlardan oluşan bir yumak olduğu konusunda tüm insanlar fikir birliğindedir. Hayatı, hiçbir zaman günah lekesinden tamamıyla özgür olacak şekilde pak kalamaz. Günah işlemek insan için doğaldır. ‘Hata insana özgüdür’ sözü doğru bir sözdür. Soru şu, insan nasıl hesap vermekten ve cezadan kurtulabilir? İnsan nasıl kurtulacak? Bu konuda İslam ne diyor? Hıristiyanlığın mesajı nedir? Bu konuyu dürüstçe ve önyargısız bir şekilde araştırmanın benim görevim olduğuna inanıyorum."  Sultan Muhammad P. Khan

Hayret verici bir şeydi! Gece yarısı bir Müslüman mezarlığında yalnız başıma olduğuma inanamıyordum. Olabilecek bütün insanlar, olabilecek bütün yerler ve olabilecek bütün zamanlar içinde, ben, burası ve bu zaman! Ama işte hiç unutmayacağım bir gecede oradaydım. Tanıdığım çoğu insan geceleyin mezarlığa gitmeye bile korkar- İşte bu nedenle buradaydım. Bulabildiğim en güvenli sığınak gibi görünüyordu. Birinin beni orada arayacak olması uzak bir olasılık bile değildi. Gecenin bir yarısında mezarlıkta olmamdan daha kötüsü, evi tamamen terk etmiş olmamı fark etmemdi. Daha doğrusu, evden ayrılmaya zorlanmıştım.

Olayların hayatımı bu kadar derinden etkileyecek şekilde gelişmesini hiç beklememiştim. İyi bir aileden geliyordum ve babamdan her şeyin en iyisini aldığımı hissediyordum. Çevresinde okuyan ve maddi durumu iyi biri olarak tanınırdı ve sonuç olarak içinde yaşadığı toplumda önemli bir etkiye sahipti. Fakat beni aileme ve topluma bağlayan yakın ilişkilere karşın, bir zamanlar sevdiğim her şeyden acı verici bir şekilde birdenbire kesip atılmıştım. 

Sadece on yedi yaşındayken, babaannem babamı beni evlendirmesi için zorladı. Batıdan farklı olarak, doğuda hala, genç insanların kararları üzerinde önemli oranda aile kontrolü hâkimdir ve bu benim gençliğimde özellikle böyleydi. Bu konuda benim neredeyse hiç seçimim yoktu ve böylece babaannemin isteklerine itaatkar bir şekilde boyun eğdim. Bu adım daha sonra ciddi bir sorun oluşturacaktı ama aynı zamanda Tanrı’nın inanılmaz gücünü bana göstermenin bir aracı olacaktı.

Gençken yaşadığım en unutulmaz deneyimim elime bir Kutsal Kitap’ın geçmesiydi. Haftalar boyunca ilgiyle inceledim. Bir gün ben evde yokken babam masamda kitabı gördü. Eve döndüğümde bana kitabı okuyup okumadığımı sordu. Bir süredir okuduğumu söylediğimde öfkelendi ve neden böyle bir şey yaptığımı sordu. Okumayı bırakmamı istedi. Nitekim bana eğer okumaya devam edersem Hıristiyan olacağımı söylediğinde çok şaşırdım. Bu sözleri, daha da gayretli bir şekilde okumama neden oldu.

Araştırmacı ve İslam hakkında çok bilgili olan babamın, okumaya devam edersem Hıristiyan olacağımdan emin olması nedeniyle beni okuma konusunda uyarması beni çok şaşırttı. Böylece, Hıristiyan inancının, gerçek üzerine bina edilmiş olduğunu düşündüm ve nitekim Hıristiyanlık herhangi bir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde gerçekti. Babamın Kutsal Kitap’ın ikna edici gücünden korktuğunu ve bu nedenle benden okumamamı istediğini fark ettim. Hıristiyan inancına duyduğum meraktan ötürü okumaya başlamıştım ama babamla bu karşılaşmadan sonra gerçek için büyük bir özlem duyarak okumaya devam ettim.

Tanrı’nın Mesih’te açıklanan sevgisi hakkında Kutsal Kitap’ın mesajı beni varlığımın en derinlerinde etkiledi. Önceleri düşündüğüm gibi bir kitap değildi. Bu kitabın içinde iyi haberi buldum- insanın alabileceği en harika haberi. Hayatım beni seven ve kendisini benim için çarmıhta feda eden İsa Mesih’in gücüyle radikal bir şekilde değişti. Ölümden dirilişinin tarihsel gerçeği beni nihai olarak yepyeni bir insan yapmasının gücünü gösterdi!

Herhangi bir insanın doğrudan etkisi olmaksızın İsa Mesih’e güvenme noktasına getirildim. Kutsal Kitap’ı okumak beni koşulsuz olarak kendimi O’na teslim etmeye yöneltti. Kararımın ailemden ve sevdiğim arkadaşlarımdan ayrılık anlamına geleceğini biliyordum. Fakat aynı zamanda, ailesini veya arkadaşlarını O’ndan daha çok seven kişinin Rab’be layık olmadığını söylediğini de biliyordum. İsa Mesih’i Kurtarıcım ve Rabbim olarak kabul ettiğim gün çok gözyaşı döksem de aynı zamanda Tanrı’dan geldiğini bildiğim derin bir sevinç hissettim.

Atması çok zor bir adımdı ama Mesih’e Kurtarıcım ve Rabbim olarak imanımı toplum içinde açıklamam gerektiğini hissettiğim gün gelmişti. Yaklaşık kırk kilometre kadar uzakta bir şehirde yaşayan bir Hıristiyan hakkında duymuştum ve vaftiz olmak için bu kişiyi bulma amacıyla yola çıktım. Sonunda kendisini bulduğumda beni sıcak bir şekilde karşıladı. Ona Müslüman olarak yetiştirildiğimi ama İsa Mesih’in cennete giden tek yol olduğu konusunda ikna olduğumu ve vaftiz olmak istediğimi söyledim. Yerel Hıristiyan kilisenin paydaşlığına kabul edilmek istediğimi de belirttim.

‘Seni tanımadan nasıl vaftiz edebilirim? Seni buraya getiren nedir?’ diye doğal olarak temkinli bir şekilde yaklaştı.

Kendisine, bir Hıristiyan olarak başkalarına Mesih’in iyi haberiyle ulaşmayı istediğini hatırlattım ve Hıristiyanlarla temas kurmadan Hıristiyan olduğumu da açıkladım. ‘Size geldim, Tanrı beni size gönderdiği için mutlu olmalısınız’ dedim.

Fakat tanımadığı birini vaftiz edemeyeceği konusunda ısrar etti. Ondan para ödünç almak için gelmediğimi sadece vaftiz olmak istediğimi söyledim. Üç saatlik konuşmamız sonucunda artık vaftiz olmaya hazır olduğum konusunda ikna oldu.

Topluluğun Hıristiyan liderlerinden bazıları benimle konuştuklarında İslam’da ne gibi hatalar gördüğümü sordular. İslam’daki yanlışlardan çok, Hıristiyan inancındaki doğruların beni Mesih’e adanmışlığa getirdiğini söyledim. İsa Mesih’e inancımın ve O’ndaki umudumun temelini açıklığa kavuşturduktan sonra O’nun adında topluluk içinde vaftiz olarak kendimi tanıtmaktan ötürü sevinç duydum.

Eve döndüğümde, babamın Mesih’e imanımı herkes içinde açıkladığımı ve vaftiz olduğumu duyduğunu anladım.

Toplumumuzda dinle ve kültürel normlarla ilgili pek çok sapmalar hoş görülebilir ama vaftizde olduğu gibi açıkça Hıristiyanlık inancına geçmek, hemen herkesin gözünde derin bir ayrılık olarak görülür. Ve bağışlanamazdı. Babam attığım cesur adımdan haberdardı ama üç gün boyunca bir şey demedi. Acı ve gücenme o kadar derindi ki bunlar neredeyse dilinin tutulmasına neden olmuştu.

Sonra bir gün sessizliği bozdu, şiddet içeren bir öfke patlamasıyla değil ama gerçeğin ağırlığını hissettiren bir ciddiyetle, “Oğlum, Hıristiyan olduğunu duydum.” Babamın bu sözü söylemekten nefret ettiğini biliyordum. ‘Hıristiyan’ sözünü, hor görmenin dışında başka bir şekilde söylemekten asla memnun olmazdı. Sessiz kaldım. Sessiz oluşum İsa Mesih’e inandığımı inkar etmem anlamına gelmiyordu. Aksine, babama duyduğum derin saygıdan ötürü ancak bu şekilde tepki verebileceğimi hissediyordum. Onu üzmek istemiyordum.

Sakin ve açık bir şekilde şöyle dedi, “Genç olduğunu ve hala pek çok şeyi bilmediğini biliyorum. Dışarıdan bir etkinin buna neden olduğundan veİslam’a geri döneceğine eminim.”

İslam’a asla geri dönmeyeceğimi biliyordum çünkü İsa beni, bu hayatta duyduğum veya deneyim ettiğim her şeyi aşan bir sevgiyle kucaklamıştı. Kutsal Kitap’ın Tanrısı şöyle diyor ve ben de bunu deneyim ettim:

“Seni sonsuz bir sevgiyle sevdim. Bu nedenle sevecenlikle seni kendime çektim.” (Yeremya 31:3)

Güvencem kararlılığıma dayanmıyordu. Mesele, Rab İsa’nın beni asla bırakmayacağını bilmekti. Zayıf olduğumu ve gerçeğe bağlı kalmak için kendi kaynaklarıma dayanamayacağımı biliyordum. Her denenme üzerinde zafer vereceğinden kuşkum yoktu. Her şeyin üstesinden geldi ve her şey üzerinde zafer kazandı. O’na güvendikçe bana zafer kazandıracağından ve lütfunda sağlam bir şekilde duracağımdan emindim. İncil’de Tanrı’nın bu tanıklığını ve İsa’ya iman eden herkesi yaşamı boyunca, ta cennete kadar nasıl yönlendireceğini okuyoruz:

“Kurtarıcımız tek Tanrı, sizi düşmekten alıkoyacak, büyük sevinç içinde lekesiz olarak yüce huzuruna çıkaracak güçtedir. Yücelik, ululuk, güç ve yetki Rabbimiz İsa Mesih aracılığıyla bütün çağlardan önce, şimdi ve bütün çağlar boyunca Tanrı'nın olsun! Âmin.” (Yahuda 1:24-25, İncil)

Babama İsa Mesih’i topluluk içinde kabul ettiğimi ve O’na ve O’nun sevgisine tüm yüreğimle inandığımı söyler söylemez babam büyük bir öfkeye kapıldı. Büyük bir sopa aldı ve beni dövmeye başladı. Bedenime ardı ardına hızlı bir şekilde sopa darbeleri vuruluyordu. Bana o kadar kuvvetli bir şekilde vuruyordu ki sopa ikiye kırıldı. Evde başka bir odaya gitti, belki de beni dövmek için başka bir sopa arıyordu. Akrabalarım bulunduğum odaya geldi ve babam sopadan daha kötü bir şeyle dönmeden kaçmam için bana yalvardılar. Hayatım için endişe duyuyorlardı.

Durdum ve babamı ne kadar çok sevdiğimi ve bana nasıl hayatta her şeyin en iyisini verdiğini düşündüm. Ama şimdi öfkeliydi ve üzerime püskürttüğü bu öfkeyi hiçbir şey durduramaz gibi görünüyordu. Başka bir seçenek yok gibiydi. Evden ayrılmak zorundaydım.

Babam evin diğer kısmından dönmeden önce kapıdan fırladım. O anda hissettiğim kederi anlatamam çünkü evden büyük olasılıkla sonsuza dek ayrıldığımı biliyordum. Bu sefer, yolculuklara çıktığım diğer seferler gibi değildi. Bu kez ailemden tamamıyla ayrılıyordum; bu ayrılık en derin arzularıma karşı bir şekilde bana dayatılıyordu. Kendime nereye gitsem diye sordum. Param yoktu. Eşyalarımı almak için bile zamanım olmamıştı. Eski arkadaşlarımın da, İsa Mesih’e imanımı ikrar etmemden ötürü mutlaka bana karşı düşmanca bir tutum takınacağını düşünerek onlara da gidemeyeceğimi hissettim. Kendi güvenliğim için şehirden tamamıyla ayrılmaya karar verdim.

O anda bulunamayacağım tek yere gitmeye karar verdim- Müslüman mezarlığı. Çoğu insan gün içinde bile buraya gitmekten kaçınırdı. Gece yarısına kadar orada kaldım. Fakat o kadar soğuk oldu ki kontrol edilemeyecek bir şekilde titremeye başladım. Gecenin soğuk havasından kaçmalıydım, bu nedenle kente geri dönmekten başka şansım yoktu. Kent hem duvarlarla çevriliydi hem de gecenin o saatinde sur kapıları kilitliydi. Kapılar birlikler tarafından korunurdu. Böylece ana kapıya gittim ve kapıya vurmaya başladım.

Nöbetçiler kapıya vurduğumu duyunca bana bağırdılar, "Gecenin bu saatinde açılamayacağını bilmiyor musun? Sabah beşte açılacak." Fakat ısrarlıydım. Taviz vermeyen kararlılığımla ısrar ettim. Sonunda, nöbetçilerden biri kapıyı açmayı kabul etti ama gece boyunca polis istasyonunda kilit altında olacağım konusunda beni uyardı. Kapıyı açıp beni ışık altına getirdiği zaman hemen beni tanıdı. Babamın bir arkadaşıydı. Birdenbire savunmaya geçti ve kendisine rapor vermememi istedi. Rapor etmeyeceğime dair kendisine güvence verdim ve beni içeri aldığı için kendisine teşekkür ettim.

Evinde kalıp kalamayacağımı öğrenmek için doğrudan bir arkadaşımın evine gittim. Evde değildi. Beni buyur edecek birinin olduğundan emin olduğum başka bir eve gittim. Kapılarına gelenin kim olduğunu anladıklarında şöyle dediler, “Hizmetçilerinizden babanın sana karşı ne kadar zalimce davrandığını duyduk. Bu nedenle sana acıyoruz. Hadi hemen içeri gir.”

Birincisi, onlarla kaldığıma dair babama haber göndermemelerini tembihledim. Sözlerine güvenerek orada üç gün kalmaya karar verdim. Fakat iş bulmam gerektiğini ve kendi kendime bakmam gerektiğini biliyordum. Yakındaki bir şehre gitmek üzere yola çıktım. Gittiğim her yerde iş aradım- ama sonuç alamadım. Sonra içtenlikle dua etmeye başladım, ‘Rab İsa, iş bulamıyorum ve daha önce hiç dilenmedim. Şimdi çalışmaya hazırım. Rab İsa lütfen benim için bir fırsat kapısı aç.”
O şehirde beklerken, İngiliz bir subay bana geldi ve hizmetçisi olmamı teklif etti. Düşük seviyeli bir işti ve ancak daha düşük ekonomik sınıflardan insanlar böyle bir yapmayı düşünürdü. Ben önemli bir aileden geliyordum ve zenginliğin tüm faydalarına alışıktım. Hatta kendi hizmetçim vardı ve okul yıllarım boyunca ihtiyaçlarımı karşılamıştı. Şimdi başka birinin hizmetçisi olmamın istenmesi çok ilginçti.

Başta bu düşünceye tamamıyla karşı çıktım. Açtım ama kendimi bu şekilde alçaltmaktansa açıklıktan ölmek bana daha iyi görünüyordu. O anda tek düşüncem, Hıristiyan adanmışlığımın sonuçlarından kaçınmamın hiçbir yolu olmamasıydı. Nitekim İsa Mesih’e inanmanın kaçınılmaz koşullarından biri insanın daha düşük seviyeli görevler alması ve sadece bir hizmetçi olmasıydı. Bu nedenle hissettiğim karmaşıklık ve sıkıntı aklımdan kolayca çıkmıyordu. Yaşadığım bu iç mücadelede Tanrı’nın bana önemli bir ders öğrettiğini biliyordum. Rab İsa hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve birçokları için hayatını kurban olarak vermeye geldiğini söyledi. Benim de, alçakgönüllülük ve aşağı bir düzeyde hizmet etmenin anlamını öğrenmem gerekiyordu.

“Ama İsa onları yanına çağırıp şöyle dedi: ‘Bilirsiniz ki, ulusların önderleri onlara egemen kesilir, ileri gelenleri de ağırlıklarını hissettirirler. Sizin aranızda böyle olmayacak. Aranızda büyük olmak isteyen, ötekilerin hizmetkârı olsun. Aranızda birinci olmak isteyen, ötekilerin kulu olsun. Nitekim İnsanoğlu, hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları için fidye olarak vermeye geldi.” (Matta 20:25-28, İncil)

Tanrı, duaya yanıtında bana bu işi kabul etme isteği ve cesareti verdi. Ama sonra düşüncelerim babama yöneldi. Babam bu bölgede önemli bir hükümet görevinde bulunuyordu ve hizmetçi olarak çalıştığım öğrenildiği takdirde bunun onu üzeceğini, ailemizin ismine leke getireceğini biliyordum.

Hıristiyan bir oğlun babasını üzmesinin doğru olmadığını düşündüm. Böylece İngiliz subaya bu görevi kabul edemeyeceğimi söyledim ve bana göre başka işler olup olmadığını sordum. Bu bölgeden Pakistan’dan uzak bir yere transfer edileceği için bana yardım edemeyeceğini söyledi. Sevindim ve bunun iyi olduğunu söyledim çünkü burada herkes babamı tanıyordu.

Subayın hizmetçisi olarak işi kabul ettim ve yeni görev bölgesine doğru uzun yolculuğa çıkmak üzere hemen oradan ayrıldık. Tanrı sadık ve verimli bir hizmetçi olmamı sağladıkça subaylarla aynı masaya oturmam istendi. Bu, bir hizmetkar için duyulmamış bir onurdu ama Tanrı’nın bana baktığını biliyordum.

Subay, artık efendi ve hizmetçi değil, dost olduğumuzu söyledi. Şöyle söyledi, “Hizmetçi olmak üzere yetiştirilmediğini ve bunu İsa için yaptığını biliyorum. Ben de Hıristiyan bir aileden geliyorum ama hiç kiliseye gitmedim. Benim için dua eder misin lütfen? O’nun için ne yapmamı istediğini bilmem için İsa’ya dua et.”

Gerçek iki dost olmuştuk. Subay diğerlerine İsa için yaşamak için duyduğum içten arzuyu anlattı. Bazıları gerçek Hıristiyan’dı ve bir Hıristiyan toplantısında konuşmamı istediler. Çok etkilendim ve şöyle dua ettim, “Rab İsa ben konuşamam ama benim için yaptıklarını onlara anlatabilirim.” Kişisel tanıklığımı bu şekilde paylaşmak büyük bir ayrıcalıktı.

Acılık bulutu altında evden ayrıldığımda babam eşimi de kendi ailesine göndermişti. Onlara İsa’ya iman ettiğimi hiç söylemedi. Babam ve ailemin geri kalanı için dua etmekten hiç vazgeçmedim. Çok sevdiğim eşim için de dua ettim. Ailesiyle temas kurdum ve onlara Hıristiyan olduğumu ama eşimin gelip benimle yaşamasını arzuladığımı söyledim. Müslüman olarak kalabileceği ve dinini değiştirmesi için onunla konuşmayacağım konusunda güvence verdim. Kabul ettiler ve yanıma gelmesi için onu gönderdiler.

Eşimle ben bir odada yaşıyorduk. Düzenli bir şekilde Kutsal Kitabımı okuyor ve dua ediyordum. Onun için ve sonsuz kurtuluşu için ona Rab İsa’nın harika haberinden söz etmem gerektiğini hissettim. Ama sözümden dönemeyeceğimi de biliyordum ve ayrıca benden bu şeylerden hiç söz etmememi de istemişti. Bir gün Kutsal Kitabı yüksek sesle okumaya karar verdim. Beni duydu ve ne okuduğumu sordu. ‘Sana söylememem gerekiyor’ diye yanıt verdim. İşittiklerinin hoşuna gittiğini söyledi. Kendisine anlatamayacağımı ama kendi başına Kutsal Kitabı okuyabileceğini söyledim. Bundan kısa bir süre sonra, Hıristiyan bir bayan eşimi düzenli bir şekilde ziyaret etmeye başladı. Eşime ve küçük kızıma karşı iyiliği onun üzerinde derin bir etki bıraktı. Düşünceli davranışları ve Kutsal Kitabı okuması eşimi birkaç ay içinde İsa Mesih’e güvenmeye yöneltti.

O zamandan beri kırk yıl geçti ve bütün bu zaman boyunca eşim bana hep yardımcı ve Tanrı’nın bana verdiği hizmette sürekli bir teşvik kaynağı oldu. Eşim Mesih’e iman ettikten kısa bir süre sonra kendimizi tam zamanlı olarak ülkenin çeşitli yerlerinde Tanrı’nın sevgisinin müjdesini duyurmak için adadık. Maaşım yoktu, yabancı bir organizasyon tarafından da işe alınmamıştım. İhtiyaçlarımızın karşılanması için sadece Tanrı’ya güveniyordum. Bütün bu yıllarda boyunca bizi hiç açıkta bırakmadı. Duaya yanıt olarak Tanrı yaşamlarımızda pek çok harika iş gerçekleştirdi.

“Tanrım da her ihtiyacınızı kendi zenginliğiyle Mesih İsa'da görkemli bir biçimde karşılayacaktır.” (Filipililer 4:19 İncil)

Bir seferinde Müjde’yi duyurmak için yaptığımız bir yolculukta yaklaşık altı yüz kişi çevremizi sarmıştı. Mesih’in Müjdesi’ni vaaz ettiğimiz için öfkeliydiler. Aralarında en fazla kargaşa yaratanlardan biri bizden bir İncil satın aldı. Eline alır almaz, paramparça etti, ‘Bu Hıristiyanlara karşı uyanık olun. Buraya sizi aldatmak için geldiler. Bizim tek bir gerçek dinimiz var o da İslam.’

İnsanları bize zarar vermeleri için kışkırtmaya çalışıyordu. Fakat Rab’bin bizimle olduğunu ve bizi koruyacağını biliyordum. Bizimle çalışan genç bir arkadaş korkmuştu ama ben ona her şeyin yolunda gideceği konusunda güvence verdim. ‘Merak etme. Rab bizimle,’ dedim.

İnsanlar bizi tehdit ediyor ve lanet ediyorlardı. Tam bize fiziksel olarak saldırma noktasına geldiklerinde Mesih’in aramızda varlığı sıra dışı bir şekilde göründü. Tanrı’dan gelen doğaüstü bir huzur ve sakinlik hissettim. Biraz sonra polis gelmişti. Memur bana doğru geldi ve sordu,

‘Hangi ulustansınız? Urdu dilini çok iyi konuşuyorsunuz."

"Pakistanlıyım," dedim.

Sordu, "Burada ne olduğunu görmüyor musunuz?"

"Evet," dedim, "ama hiç kaygılanmıyorum."

"Sizi buraya ne getirdi?" diye sordu.

"Müjde getirdim."

Kafası karışmış ve endişeli bir şekilde şöyle dedi, "Burada ne yaptığınızı görmüyor musunuz?"

"Evet," dedim, "onlar bize onlarda ne varsa onu veriyorlar ve biz de onlara bizde olanı veriyoruz. Bereketimiz, duamız ve müjdemiz."

"Ne müjdesi?" diye kızdı. Dedim ki, 'İncil. "

"Kim için?" diye sordu.

"Sizin için," diye doğrularım.

Çok şaşırmıştı, polis müfettişi tarafından kentte meydana gelen bir olay bildirildiği için gönderildiklerini söyledi. Bizimle yürüyüp güvenliğimizi sağlamayı teklif etti çünkü Pakistan’da anayasal olarak İsa Mesih’in müjdesini vaaz etme hakkımız vardı. Minnettarlıkla bizimle beraber yürüme teklifini reddettim çünkü Mesih’in sevgisine güvenmek istiyorduk, polisin kuvvetine değil. Müfettiş bir İncil almaya karar verdi.

Kalabalığı kışkırtıp sorunu çıkartan adamla konuşmaya gittim. Korkak gibi kaçmaya başladı. Kalabalık onu azarladı ve neden kaçtığını, bir erkek gibi durmadığını sordu. Sonra bize gelip Kutsal Kitap istemeye başladılar. O günkü kadar çok Kutsal Kitabın bir günde satıldığını hiç görmemiştim!

Peki ya 600 kişilik düşman kalabalık? O gün ve başka pek çok gün, İsa Mesih’in gücü ve sevgisinin üzerimizde olduğu ve bizim aracılığımızla işlediği doğrulanmıştır. Yaşayan Rab İsa Mesih bizim için sağlar, bizi korur ve O’na güvendikçe bizleri kullanır. Farklı koşullar altında daha az Kutsal Kitap satabilirdik ama o gün elimizdekilerin hepsini sattık. Kitapların satışı için değil, Tanrı’nın Sözü’nün dağıtılmasından ötürü sevindik.

Anlatabileceğim her Müslüman’a onları seven Kurtarıcı’dan söz etmek istiyorum. İncil’e inandıklarını söylüyorlar ama okumadan önce hemen bir yargıya varıyorlar. Eskiden Müslüman olarak biri olarak bu zihniyeti çok iyi anlıyorum. Müslümanlar için yüreklerini İncil’in gerçeğine açmanın ne kadar zor olduğunu biliyorum. Dünyanın bu bölgesinde İsa Mesih’e iman etmenin, insanın kendisini sosyal, siyasal ve ahlaksal olarak düşürmesi olduğunu düşünüyorlar. Bu gibi insanların, dışlandıklarını ve artık toplumda bir konum ve kimliğe sahip olmadıklarını sanıyorlar. Bu, doğru olabilir de olmayabilir de. İncil’den bu son dokuz ayeti okuyun ve sizin için en iyinin ne olduğuna karar verin. Benim tavsiyem bu. Yaşamınız için harika tasarıları olduğunu biliyorum!

“Öyleyse buna ne diyelim? Tanrı bizden yanaysa, kim bize karşı olabilir? Öz Oğlu'nu bile esirgemeyip O'nu hepimiz için ölüme teslim eden Tanrı, O'nunla birlikte bize her şeyi bağışlamayacak mı? Tanrı'nın seçtiklerini kim suçlayacak? Onları aklayan Tanrı'dır.
Kim suçlu çıkaracak? Ölmüş, üstelik dirilmiş olan Mesih İsa, Tanrı'nın sağındadır ve bizim için aracılık etmektedir. Mesih'in sevgisinden bizi kim ayırabilir? Sıkıntı mı, elem mi, zulüm mü, açlık mı, çıplaklık mı, tehlike mi, kılıç mı? Yazılmış olduğu gibi:
"Senin uğruna bütün gün öldürülüyoruz, kasaplık koyun sayılıyoruz." Ama bizi sevenin aracılığıyla bu durumların hepsinde galiplerden üstünüz. Eminim ki, ne ölüm, ne yaşam, ne melekler, ne yönetimler, ne şimdiki ne gelecek zaman, ne güçler, ne yükseklik, ne derinlik, ne de yaratılmış başka bir şey bizi Rabbimiz Mesih İsa'da olan Tanrı sevgisinden ayırmaya yetecektir.” (Romalılar 8:31-39, İncil)