headerLogo2b-18pt-myriadpro

Düşmanlarımı Sevebiliyorum

11 ciniraj hindistan testimony size 8195 india25 Mayıs 1954’te doğdum,ailemin dördüncü çocuğuyum. Hindistan’ın güneyinde Kallor’da, tanınmış bir Ortodoks Müslüman aileden geliyorum. Bu bölgede 4.000’den fazla Müslüman aile yaşıyor. Bazı Hindular şehir merkezinin dışında banliyölerdedirler. Burada hiç Hıristiyan yaşamamaktadır.

Camimiz neredeyse bin yaşındadır. Bu bölgede İslam dinini yayan atalarım bu camiyi inşa etmişler. Dedelerimden kalan ev camiye çok yakındır ve hem toprak hem bina babamın adında korunmuştur.

Böyle bir ortamda aileme, İslam öğretişi ve uygulamalarına karşı büyük bir sevgi ve saygı duyacak şekilde yetiştim. Normal okula başlamadan önce din eğitimimi almaya başladım. Ailemde söz etmeye değer herhangi bir kötü alışkanlık yoktu. Kuran hakkında bir kitap bile yazdım.

Üniversite yıllarım Trivandrum şehrinde Mar İvanios Üniversitesi adında Hıristiyan bir bir kurumda geçti. Üniversite arkadaşlarımın çoğunluğu Hıristiyan’dı. Sınıfımızdaki tek Müslüman bendim. Başlarda sınıf arkadaşlarımla kaynaşmakta zorlansam dazaman içinde onlarla çok yakınlaştım. Aslında bu yeni arkadaşlıklar beni kötülüğe yöneltti. Sigara içmeye başladım, uyuşturucu ve alkol kullanmaya başladım. Şehirde kavgacı ve gürültücü biri olarak tanınıyordum. Gazetelerde hakkımda zarar verici haberler ve çirkin resimler çıktı. Bunun sonucunda, annem babam, kardeşlerim ve akrabalarım son derece rahatsız oldular. Öyle görünüyordu ki, eğitimimi yarım bırakmam gerekebilirdi. Bu nedenle kendi başıma başarılı olabileceğimi kanıtlamak istedim. Kaçak yolcu olarak Arap Körfezine gemiyle gitmeyi bile düşündüm.

Bu arada uyuşturucu ve alkole bağımlı hale gelmiştim. Bunları kullanmadığım zaman vücudum titremeye ve çabuk sinirlenmeye başladım. Polisin gözlem listesine bile girmiştim. Ailem bana düzenli olarak gönderdikleri parayı kesti. Cebimde param olduğu zaman maceraya hazır pek çok arkadaşım vardı. Ailemin parasal yardımı kestiği bu dönemde sözde arkadaşlarım azılı düşmanlarım haline geldiler. Hayattaki tüm huzurumu kaybettim.

İşte bu dönüm noktasında bazı müjdeci öğrenciler benimle konuşma cesaretini buldular. İsa’nın insanlık için çarmıha gerilen Tanrı Oğlu olduğunu iddia ediyorlardı. Ölümden dirildiğini ve Esenlik Önderi olduğunu söylüyorlardı. Ayrıca insan O’na inanır ve günahlarının hepsini itiraf ederse yeni bir insan olacağını iddia ediyorlardı. İsa Peygamberin Tanrı’nın Oğlu veya söyledikleri diğer şeyler olabileceğini hayal edemiyordum. Buna karşılık olarak ben de, gerçek din olan İslam’a inanarak cennete yönelmeleri için onları teşvik ettim. Zaman zaman onlarla ateşli tartışmalara giriyordum. Sürdürdüğüm rezil hayatla ilgili kusur bulsalar da, savlarımın üstesinden gelemiyor veya fikirlerimin yanlış olduğunu kanıtlayamıyorlardı.

Yine de cesaretlerini yitirmediler. Bir gün Kutsal Kitap’la ilgili bazı kitapçıklar getirdiler. Kutsal Kitap, değiştirildiği için yasak olduğunu düşündüğüm bir kitaptı. Bu kitapçıkları görünce öfkeye kapıldım. İslam’la ilgili onlara verdiğim öğüdün onlar üzerinde hiç etki yapmamış olması düşüncesi öfkemi daha da arttırdı. Kitapçıkları parçaladım. Alçakça sözlerle parçaları yüzlerine fırlattım ve başkalarını yanlış yollara yöneltmeye devam ettikçe onları da tıpkı kitapçıklar gibi yok edeceğimi söyledim.

Hıristiyan öğrencilerin toplum içinde aşağılanmaları ve tehdit edilmeleri, özellikle de Hıristiyan bir kurumun içinde çok ciddi bir meseleydi. Üniversiteden atılmam neredeyse kesin görünüyordu. Artık her taraftan her an sorun çıkmasını bekliyordum. Ertesi gün üniversiteye yanımda birkaç silahla gittim. Vaat ettiğim şiddeti birilerine yöneltmek istiyordum. Sınıfa girdiğimde, müjdeci öğrenciler bana doğru koşup beni sevgi ve sevinçle kucakladılar. Zihinsel olarak bu kadar sıkılmama neden oldukları için pişmanlık duyduklarını söylediler. Bu da düşünmeme neden oldu. Üniversite benim dinime göre yönetilseydi ve Hıristiyan bir müjdecinin yerinde olsaydım, kesinlikle benim gibi zulmeden birini serbest bırakmazdım. Sevgileri, iyilikleri ve yumuşak doğalarından derin bir şekilde etkilenmiştim. O anda Tanrı’nın beni değiştirmek amacıyla yüreğimde çalışmaya başladığına inanıyorum. 

O gece odamda bir kitabın içinde bir kâğıt buldum. Üzerinde şu sözler yazıyordu:

“"Mesih İsa günahkârları kurtarmak için dünyaya geldi" sözü, güvenilir ve her bakımdan kabule layık bir sözdür. Günahkârların en kötüsü benim.” (1.Timoteos 1:15, İncil)

Kâğıdın diğer yüzünde ise şöyle yazıyordu,

“Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrı'nın armağanı ise Rabbimiz Mesih İsa'da sonsuz yaşamdır.” (Romalılar 6:23, İncil)

Bunların İncil’den ayetler olduğunu bilmiyordum ama ifade ettikleri düşüncelerden çok etkilenmiştim. Çocukluğumdan beri işlediğim suçlar sanki bir ekranda ardı ardına diziliyor gibi gözümün önünden geçmeye başladılar. Büyük küçük tüm zayıflıklarımı gördüm. Hepsi sanki vücudumda iltihap toplamış kabarcıklar gibiydi. Kabarcıklar patlayıp olmuşlardı. İltihabın içinden akmaya başladığı et ve kemik ısınıp erimeye başlamıştı. Kemiklerimin iliklerine ulaşmak için kurtçuklar birbiriyle yarışıyordu. Acı katlanılmazdı. Kokusu tarif edilemezdi. Dibi olmayan bir çukura çekiliyordum. Beni kurtaracak kimse yoktu. ‘Tanrı, beni kurtar’ diye bağırdım.

Bir görümde, cennetten inip bana dokunan, kutsal ve ışıkla aydınlamış bir adam gördüm. Onun İsa olduğunu anlamıştım. Deneyim ettiğim rahatlamanın getirdiği sevinçle bir an için gözlerimi kapadım. Dokunuşu vücudumu ve zihnimi serinletmişti. Gözlerimi açtığımda kabarcık ve yaraların hiçbiri vücudumda yoktu. Paklanmış, temiz olmuştum. Ama iltihap dolu kabarcık ve yaralar, ilk başta lekesiz ve pak olarak gördüğüm İsa’ya geçmişti. Yaralardan iltihap ve akıntılar çıkıyordu. Kurtlar ve larvalar vücudunda serbestçe geziyorlardı. Benim biraz önce olduğum gibiydi, iğrenç ve kötü kokulu!

“Aslında hastalıklarımızı o üstlendi. Acılarımızı o yüklendi. Bizse Tanrı tarafından cezalandırıldığını, vurulup ezildiğini sandık. Oysa bizim isyanlarımız yüzünden onun bedeni deşildi. Bizim suçlarımız yüzünden o eziyet çekti. Esenliğimiz için gerekli olan ceza Ona verildi. Bizler onun yaralarıyla şifa bulduk. Hepimiz koyun gibi yoldan sapmıştık. Her birimiz kendi yoluna döndü. Yine de RAB hepimizin cezasını ona yükledi.” (Yeşaya 53:4-6, Eski Antlaşma/Kutsal Kitap)

Hastalıklarımın hepsini İsa üzerine almıştı. Günahlarımdan ötürü ölüme mahkûm olmam gerekirdi. Fakat İsa Mesih’in bütün günahlarımı yüklendiğini ve benim için benim yerime çarmıha gerildiğini gördüm. Sadece birkaç dakika önce Mesih’in çarmıha gerildiğine hiç inanmıyordum bile. Çarmıha gerilse bile günahlarımızın ölümüyle nasıl yıkanabildiğini sorardım alay ederek. Ama artık İsa Mesih’in ölmesinin nedeni konusunda ikna olmuştum.

“Şöyle ki Tanrı, insanların suçlarını saymayarak dünyayı Mesih'te kendisiyle barıştırdı ve barıştırma sözünü bize emanet etti. Böylece, Tanrı aracılığımızla çağrıda bulunuyormuş gibi Mesih'in adına elçilik ediyor, O'nun adına yalvarıyoruz: Tanrı'yla barışın. “Tanrı, günahı bilmeyen Mesih'i bizim için günah sunusu yaptı. Öyle ki, Mesih sayesinde Tanrı'nın doğruluğu olalım.” (2.Korintliler 5:19-21, İncil)

İsa’nın mezardan çıkıp ölümden dirildiğini gördüm. Dirilişinde, bulutlarla dünyaya geldiği sırada olduğundan daha görkemli ve göz kamaştırıcıydı. Ayaklarına kapandım ve ‘Rabbim ve Tanrım’ dedim.

Evimde yaşadığım bu deneyim rüya mıydı, vahiy miydi yoksa bir görüm müydü bilmiyorum. Böyle şeylere inanmıyordum. Fakat bu deneyim beni İsa’yı izleyen birine dönüştürdü. Daha önce eşi benzerini hiç tanımadığım bir sevinç ve esenliği alıyordum.

Aynı gece imanımı ve sevincimi anne babamla paylaştım. Dinleseler de, bunun İblis’in oynadığı bir oyun olduğunu söyleyerek beni vazgeçirmeye çalıştılar. Fakat beni seven Tanrı’nın bunu tek Oğlu’nun müdahalesiyle yaptığına ikna olmuştum. Bu nedenle, sonsuz yaşamı miras alacaktım. Sonra ne oldu? Daha önce benim tehdit ettiğim gibi başkaları da beni tehdit etmeye başladı.

Bir gün caminin yakınlarında arkadaşlarıma Hıristiyan deneyimlerimi anlatıyordum. Birden kuzenlerimden biri olan Salim beni bıçakladı. Alt çenem yarıldı. Herkes öleceğimi düşündü ama Tanrı beni kurtardı ve daha sonra aynı yerde tekrar tanıklık etmeme izin verdi. Salim’in beni başka bir şekilde öldürmek ve buna intihar süsü vermek için ayarlamalar yaptığı söylentisini duydum. Yakalandım. Bu arada planını gerçekleştirmek için bir ağacın tepesine ilmik bağlıyordu. Tam o sırada rüzgâr güçlü bir şekilde esti ve Salim ağacın bir dalı elinde olarak yere düştü. Ölüme yakın görünüyordu. İçimden ölmesini diledim. Ama sonra İsa’yı anımsadım. İsa’nın Salim’i sevmemi ve sağlığına kavuşması için ona yardım etmemi isteyeceğini biliyordum, tıpkı düşmanı olduğum zaman İsa’nın beni sevdiği gibi. Israrım üzerine Salim hastaneye götürüldü ve aylarca alçıda kaldı. Salim iyileştiğinde tekrar bir araya geldik- bu kez farklı bir nedenle. Şaşırmıştım. Çünkü İsa’yı Kurtarıcısı olarak kabul etti.

Yetkililer canıma okumaya devam ettiler. Hatta bir keresinde hapse kapattılar. Tutsak olduğum sırada Müjdeyi paylaştım ve benimle birlikte tutsak olan birinin Hıristiyan olmasına yardımcı oldum.

Şimdi bir zamanlar beni yaşamlarından uzaklaştıran annem, babam ve kardeşlerim beni ziyaret ediyorlar. Hatta İsa adında benimle dua etmeye bile istekliler. Ama bunu gizlide yapıyorlar. Biliyorum ki İsa’yı olduğu Kişi olarak kabul edecekleri gün kesinlikle geliyor. Son zamanlar da seyahat ediyorum ve derin bir ilgi hissettiğim kişilerle konuşuyorum. Rab İsa’nın büyük kalabalıklarla konuşmak için bana kuvvet verdiğini de gördüm. Birçok kişi yaptığımı hor görüyor ama Kurtarıcım ve Rabbim İsa adına konuşmayı büyük bir onur sayıyorum.

“Oysa bizim vatanımız göklerdedir. Oradan Kurtarıcı'yı, Rab İsa Mesih'i bekliyoruz. O her şeyi kendine bağlı kılmaya yeten gücünün etkinliğiyle zavallı bedenlerimizi değiştirip kendi yüce bedenine benzer hale getirecektir.” (Filipililer 3:20-21, İncil)