headerLogo2b-18pt-myriadpro

Eski Katolik Rahip Bartholomew Brewer’in Tanıklığı

30 eski katolik rahip bartholomew abd testimony size(Katolik terminoloji ile ilgili tanımlar tanıklığın sonunda bulunabilir.)

Milyonlarca Roma Katolik, belki de Katoliklerin çoğunluğu, ismen ve kültürel olarak Katoliktir. Fakat benim ailem inançlı bir Roma Katolik ailesiydi. Dinimizin öğretişlerini anlıyor ve yerine getiriyorduk. Kilisemizin, İsa Mesih tarafından kurulmuş ‘tek gerçek Kilise’ olduğuna inanıyorduk. Bu nedenle, rahiplerimizin öğrettiklerini sorgusuz sualsiz kabul ediyorduk. Genel olarak yaygın inanç, ‘Roma Katolik Kilisesi dışında kurtuluşun olmadığı’ yönündeydi. Bu da bize haklı olmanın getirdiği bir güven duygusu sağlıyordu. ‘Kutsal ana kilisenin’ kollarında güvende olduğumuzu hissediyorduk.

Ben on yaşındayken babamı kaybettim. O günden itibaren annem her gün Ayine (1) katılmaya başladı veyirmi dört yıl boyunca bir gün bile kaçırmadı. Ailemiz her akşam düzenli olarak tespih çekerdi (2). ‘Kutsanmış sakramentleri’ (3) her gün ziyaret etmeye teşvik edilirdik. Evde aldığımız Roma Katolik öğretişinin yanı sıra Roma Katolik Kilisesi tarafından işletilen okullara devam ederdik. Şehrimizdeki rahipler ailemizin Roma’dan daha Katolik olduğunu söylerlerdi. Bu nedenle, lise çağına girerken, Roma Katolik rahipliğine hazırlanmaya çağrıldığımı hissetmem şaşırtıcı değildi. Katı ve eski manastırlardan birine başvurmayı seçtim.

Motivasyonum Sevgiydi

Wisconsin eyaletinde bulunan bu yerde, ilk günden itibaren dini hayatı çok sevdim. Çok zorlandığım Latince ve diğer derslerden geçmemi sağlayan şey bu sevgi oldu. Derslerimize giren rahiplerin adanmışlıkları ve fedakârlıkları, atanma hedefine ulaşmak için fedakârlık yapmanın değeri konusunda sürekli bir hatırlatmaydı.

İlahiyat okulu dört yıllık lise, iki yıl acemilik dönemi, üç yıl felsefe ve dört yıl ilahiyat eğitimiyle son derece kapsamlı ve titiz bir eğitim programıydı. (Acemilik dönemi, manastıra girecek olası adayların yeminlerini etmeden önce geçirdikleri eğitim ve hazırlık dönemidir.) Son dört yıllık ilahiyat eğitimi rahip olarak atanmamdan sonra gerçekleşmişti. Nefsi köreltmek amacıyla yapılan çeşitli uygulamalar ve diğer terbiye aktiviteleri konusunda samimiydim. Ne çağrım ne de bana öğretilen herhangi bir şey konusunda kuşku duydum. Yoksulluk, bekârlık ve itaat yeminlerini etmek Tanrı’ya olan hayat boyu adanmışlığımı temsil ediyordu. Benim için kilisenin sesi Tanrı’nın sesiydi.

Başka bir Mesih

Roma Katolik rahipliğine atanmam Washington DC’de, Meryem’in Lekesiz Gebeliği Tapınağı’nda oldu. Dünyadaki yedinci en büyük Katolik kilise binasıydı. Tören sırasında, artık Tanrı ve insan arasında bir aracı olduğum inancıyla dolmuştum. Ellerimin yağla meshedilmesi ve özel bezlerle sarılması, artık ekmeği ve şarabı, İsa Mesih’in gerçek eti ve kanına dönüştürmek üzere takdis edilmeleri anlamına geliyordu.
Ellerimle, İsa Mesih’in çarmıhtaki kurbanını Ayin aracılığıyla sürdürecektim. Vaftiz, itiraf, konfirmasyon, evlilik gibi Roma Katolik sakramentleri ve son törenle kurtaran lütfu dağıtma yetkisi verilmişti bana. Son tören, ölmekte olanlar için gerçekleştirilen bir törendi. Katolik Kilisesi bu törenin ölmekte olan kişiyi ‘beslediğine’ inanır.

Atanma sırasında Roma Katolik rahibinin ‘silinmez’ bir işaret aldığı söylenir. Episkopos ellerini atanan kişinin ellerinin üzerine koyar. O andan itibaren yeni  rahibinin kişiliğinin, sona ermeyecek bir şekilde, İsa Mesih’in kişiliğiyle değiştiği söylenir. Rahiplik görevlerini ‘başka bir Mesih’ (Latince ‘alter Christus’) gibi yerine getirir. Bu inanç o kadar samimiydi ki, benim rahip olarak atanmam sırasında insanlar gerçekten diz çöküp daha henüz takdis edilmiş ellerimi öptüler.

İlahiyat eğitimimin son yılını tamamladım. Bu yıl aslında, vaaz etme ve günahların itiraf edilmesini dinleme konusunda son bir hazırlık yılıydı. Günahlarını itiraf edenleri dinlerken, günahları bağışlamanın bir parçası oluyordum. Eğitimimi tamamladıktan sonra, Filipinler’de misyoner bir rahip olma konusunda uzun zamandır dile getirdiğim arzum kabul edildi

Misyoner Yaşamında Yeni bir Özgürlük

Manastır yaşamının sıkı bir düzene sahip biçiminden, bir misyonerin basit ve özgür yaşamına geçiş, hazırlıklı olmadığım bir meydan okuma oldu benim için. Cemaat bölgemiz içinde bulunan seksenden fazla varoşlara yolculukları çok seviyordum. Bizim şehrimizdeki Karmelitan lisesinde din dersi vermek de benim için çok keyifliydi. O zamana kadar hayatım neredeyse tamamıyla erkekler arasında geçmişti. Kızları kıkırdayıp erkeklerle flört ederken izlemek hoşuma gidiyordu. Fakat bir süre sonra daha çalışkan olan öğrencilerden biri dikkatimi çekti. Beni büyüledi. Annesi öldükten sonra üstlenmek zorunda kaldığı sorumluluklardan ötürü bu genç kız yaşının ötesinde bir olgunluğa sahipti. Dersten sonra birkaç dakika da olsa konuştuğumuz zamanlarda çok tatlıydı ve çekingen bir şekilde cevap verirdi. Bu yeni bir maceraydı ve kısa bir süre içinde yeni keşfettiğimiz bu ilgiyi aşk olarak yorumladım.

Kilometrelerce ötede olduğu halde episkoposun bu ilişkiden haberdar olması şaşırtıcı değildi. Ciddi bir ilişki gelişemeden ABD’ye geri dönmemi sağladı. Bu disiplinin getirdiği mahcubiyet ikimiz için de zordu ama hayat devam etmek zorundaydı. Filipinler’de yaşadığım bu macera ve özgürlükten sonra manastır yaşamına dönme konusunda hiç motivasyonum kalmamıştı. Episkopos, bana iyilik yaparak Arizona’da Karmelitan bir cemaatte çalışma izni verdi. Karmelitanlar, benim dini tarikatımın adıydı. Bu cemaatte, ya sandalet giymem gerekiyordu ya da ayaklarıma hiçbir şey giyemezdim.

Cemaatteki sorumluluklarımı seviyordum ama bir sonraki görevim pek tatmin edici değildi. Kısa bir süre sonra Roma tarafından, Karmelitan tarikatından  ayrılıp San Diego’da büyük bir cemaatte rahip olarak hizmet etmek üzere tayin edildim. Sonra, ABD Deniz Kuvvetleri’nde Roma Katolik rahibi olarak girmek için başvurdum ve katılma izni aldım. Burada, geleneksel yaşamın steril ve dar kalıplı yaşamından bir kaçışla yeni hedeflere, yolcuk yapma olanağım oldu.

Katolik olmayan din adamlarıyla bir araya geldiğimde dini yaşantımda bir genişleme oldu. İlk kez, Roma Katolik kültürünün dışında yaşıyordum. Bu ortamda, inançlarımın da daha az katı olmaya başladığını gördüm. Katolik geleneğin katı pencereleri açılmış içeri temiz hava girmişti.Derin ve ferahlatıcı taze havayı içime çektim. Değişim yoldaydı.

Roma’nın Yetkisini Sorguladım

Birçok insan için, Roma Katolik inancı, yaygın, modern çağ sorunlarına yanıt veremiyordu. Birçok kişi kendisini yabancılaşmış ve yanlış anlaşılmış hissediyordu. Bu, özellikle rahipler için geçerliydi. Bütün bu değişimle rahiplik, parlaklığını kaybediyordu. Artık rahibin eğitimi, cemaattekilerden çok daha üstün görünmüyordu. Artık rahip halkın çoğunluğundan daha kültürlü değildi. Rahipler arasında kimlik bunalımı yaşayanların da sayısı insanların kabul etmeye hazır olduklarından çok daha fazlaydı, din adamları arasında bile.

Önceleri, bazı Katolik din adamlarının aslında bayanlarla çıktıklarını gördüğümde şaşkına dönmüştüm. Zorunlu bekârlığın pratik olmayan doğası hakkında açıkça konuşanları ilgiyle dinledim. Kısa bir süre içinde, Katolik Kilisesinin bu gibi geleneklerde ısrar etme konusunda yetkisini sorgulama cesaretine sahip oldum. Özellikle de rahipler arasında bu kadar çok ahlaki sorun olmasının kaynağının bekârlık yasası olduğu düşünüldüğünde bunu anlamak zordu. Hayatımda ilk kez dinimin yetkisinden kuşku duyuyordum. Kuşkumun nedeni entelektüel gurur değildi, bu benim için bir vicdan meselesiydi.

Rahiplik için hazırlanan öğrenciler olarak, Roma Katolik rahibini bekârlığa bağlayan eski gelenek hakkında oldukça bilgiliydik. Vatikan tarafından evlenmelerine izin verilen birkaç rahibin, bir daha rahip olarak görev alamayabileceklerini çok iyi biliyorduk. Birçoğumuz, eşleri olan rahiplerin, Protestanlarda olduğu gibi, cemaatimiz içindeki evlilik ve aile meselelerine daha büyük bir duyarlılık ve anlayış getirebileceğine inanıyorduk. Bu gibi şeyler hakkında konuşmalar, rahipler ne zaman bir araya gelseler sıklıkla konuşulan konulardı. Deniz Kuvvetleri’nin üssünde annemle birlikte kaldığımız daireye geldiklerinde bile bu konular konuşulurdu.

Annem konuşmalara katılmaktan çekinmezdi. Bilgili ve akıllı bir insandı ve onun görüşlerine büyük değer verirdim. Katolik okullarında evrimin öğretildiğini ve Roma’nın Komünistlerle diyalog kurduğunu öğrendiğinde ne kadar hayrete düştüğünü hatırlıyorum. Bir süredir, Kutsal Yazılar’da öğretilen ilkeler ve kilisemizin birçok dini önderi arasında ilkelerin eksikliği arasında gözlemlediği çelişkiden rahatsız oluyordu.

Annem her zaman Kutsal Kitap’a büyük bir saygı duyardı. Yıllar boyunca sadık bir şekilde okuduğu halde, artık Kutsal Yazılar’ın gayretli bir öğrencisi olmuştu. Meslektaşlarım arasında liberal bir eğilim gözlemlerken annemin başka bir yöne yöneldiğini fark ediyordum. Bu benim için büyük bir gizemdi. Başkaları geleneksel kural ve törenlerin rahatlatılması ve gevşetilmesi hakkında konuşurken annem, Katolik Kilisede Kutsal Kitap vurgusunun artması gerektiğini söylüyordu. Hayatın ruhsal yönlerine ve daha fazla dikkat verilmesi ve İsa’ya daha çok vurgu yapılması gerektiğini düşünüyordu. Buna İsa’yla kişisel bir ilişki de dâhil, diyordu. Annem neden bahsediyordu?

Roma’nın İnançlarını Sorguladım

İlk başta anlamadım ama zaman içinde annemde harika bir değişim gözlemledim. Annemin etkisi, neye inandığımız konusunda Kutsal Kitap’ın önemini anlamama yardımcı oldu. Papanın yanılmazlığı, rahiplik, bebek vaftizi, itiraf, Ayin, Araf ve Meryem’in lekesiz bir şekilde gebe kalışı gibi konuları sık sık aramızda tartışırdık. Zaman içinde, bu inançların Kutsal Kitap’ta olmamakla kalmadığını, aslında Kutsal Yazı’nın açık öğretişine aykırı olduğunu fark ettim. Sonunda, kişisel inançlarım olması konusundaki engel kalkmıştı. Bu konularda Kutsal Kitap’ın görüşünün ne olduğu konusunda aklımda bir kuşku yoktu. Fakat bütün bunların hayatım ve rahip olarak duruşum üzerinde nasıl bir etkisi olacaktı? Ahlaki bir çıkmazla karşı karşıyaydım. Ne yapacaktım? Evet, Roma’nın dogmalarının tümüne inanmayan rahipler vardı. Gizli bir şekilde eşleri ve aileleri olan rahipler vardı. Evet, Katolik bir din adamı olarak, fikir birliğinde olmadığım konularda sessiz kalarak devam edebilirdim. Askeri rütbemin ücretini ve ayrıcalıklarını almaya devam edebilirdim. Annem için bazı menfaatlerden yararlanmaya devam edebilirdim. Katolik Kilisesinde kalma konusunda, hem profesyonel hem de maddi birçok neden vardı. Fakat bunu yapmak, hem ikiyüzlülük hem de ahlaksızlık olurdu. Gençliğimden beri doğru olanı yapmaya çalışmıştım, şimdi de böyle yapmayı seçtim.

Katoliklikle Bağlarımı Kopardım

Episkoposum, askeriyede yirmi yıl geçirmem için daha yeni izin vermişken, sadece dört yıl sonra istifa ettim. Annemle ben, sessiz bir şekilde, kentin kuzeyinde eşiyle yaşayan erkek kardeşim Paul’un yakınlarına taşındık. Taşınmadan kısa bir süre önce annem Protestan bir kilisede vaftiz olarak, Roma Katolikliğiyle bağlarını kopardı. Bu kilisenin üyelerinden biriyle Kutsal Kitap’ı çalıştığını biliyordum ama rahiplikten ayrılmaya karar verene kadar bana vaftizden bahsetmemişti.

Katolik Kilisesinden ayrılma kararım hiç de kolay olmadı. Roma’nın, ‘tek gerçek kiliseden’ ayrılmanın objektif nedeni olamayacağı iddiası, dikkatli bir şekilde değerlendirilmesi gereken bir iddiaydı. Geleneksel Katolik rahipler, beni lanetlenmesi, kiliseden kovulması ve kaçınılması gereken ‘hain bir rahip’ olarak damgalayacaktı. Evet, Roma Katolik yuvasının güvenliğini bırakmanın birçok zorluğu vardı ama hoş bir gerçeği keşfettim: İsa hiç hata yapmaz.

Kutsal Kitap’ın Yetkisi

Roma Katolik kilisesinden daha yeni ayrılmıştım ki, büyük bir meseleyle karşı karşıya kaldım. Nihai yetki neredeydi? Eliminasyon yoluyla, zaman içinde, Kutsal Kitap’ın yanılmayacak tek yetkili olduğu sonucuna vardım. Roma Katolikliği dâhil olmak üzere, birçok sistem, yeterliliği ve hakikatini küçümsemeye çalışsalar da, başarılı olamazlardı. Kutsal Kitap’ı yazanlar, bir yerde Tanrı’nın hareket ettirdiği kalemi tutan kutsal Tanrı adamlarıydılar. “Çünkü hiçbir peygamberlik sözü insan isteğinden kaynaklanmadı. Kutsal Ruh tarafından yöneltilen insanlar Tanrı'nın sözlerini ilettiler.” (2.Petrus 1:21, İncil)

Herkesin, Kutsal Kitap’ın değişmeyen tek yetki kaynağı olduğunu anladığı gün ne mutlu bir gün olacak. Değişmeyen Yazar’la tam olarak özdeşleşmesi nedeniyle nihai yetkilidir. Tanrı bunu bizlere açık seçik bir şekilde iletti. Roma Katolik Kilisesinin, bizlere hayatın her alanında rehberlik etme konusunda Kutsal Kitap’ın yeterliliğini reddetmesi ne kadar büyük bir trajedi. Bunun yerine, sorgulanabilir gelenekler, görümler veya başka gözle görünebilir şeylere güvenmeyi seçiyorlar. Bu kaynakların ‘Tanrı’dan’ olmasının kanıtları olmadığı gibi, birçoğu Kutsal Kitap’ın  net öğretişlerine de aykırıdır.

Birçoklarının Kutsal Kitap’ı yeterli görmemesinin nedeni Kutsal Kitap’ı çalışmamış olmaları olabilir. Katolik mezhebinde on üç yıl süren resmi çalışmamla ilgili  karnelerimde adece on iki saat Kutsal Kitap dersi gördüğümüzü gösteriyor. On üç yılda, her biri üç ay süren dört ders almıştım. Bu bile Roma Katolik öğretişinin temelinin Kutsal Kitap olmadığının kanıtıdır.

Bir Kiliseye Katılma Konusunda Erken Karar

Roma Katolikliğini bıraktıktan sonra Kutsal Kitap’ı çalışmak istedim. Başka bir mezhebe katılmaya karşı değildim. Bazı Protestan kiliselerini araştırdıktan sonra, maalesef, tüm Hıristiyan inançları arasında birlik olması arzusuyla, Kutsal Kitap gerçeği pahasına Roma Kilisesi’ni memnun etmeye çalıştıklarını gördüm.

Fakat annemin yeni kilise arkadaşlarıyla tanışmak harikaydı. İmanları konusunda coşkuluydular ve Kutsal Yazılar için duydukları sevgi, Kutsal Kitap çalışma arzumun bir yankısı gibiydi. Bu da, bu mezhebe katılma konusunda biraz erken bir adım atmama neden oldu. Beni vaftiz eden kilise önderi, bir yıl boyunca ilahiyat okullarına katılmamı ayarladı. Bir yıllık eğitim için plan yaparken Ruth ile tanıştım. Yaklaşık bir yıldır bir eş bulmayı umut ediyor, bunun için dua ediyordum. Ruth’un kilisemizi ilk ziyaret ettiği andan itibaren, hayat arkadaşım olacağını biliyordum. Okuldan ayrılmadan kısa bir süre önce evlendik.

Tanrı’nın Ruhu’ndan Doğmak

‘Yeniden doğmaktan’ söz etmediğimi fark eden eşim bir gün bana, ‘Bart, ne zaman Hıristiyan oldun?’ diye sordu. Benim inanılmaz cevabım, ‘Ben Hıristiyan olarak doğdum’ demek oldu. Sonraki konuşmalarımızda, günah içinde doğan insanın bir noktada Kurtarıcı’ya ihtiyaç duyduğunu fark etmesi ve günahın sonuçlarından kendisini kurtarması için sadece İsa Mesih’e güvenerek ruhsal olarak yeniden doğması gerektiğini anlamama yardımcı olmaya çalıştı. Her zaman Tanrı’ya inandığımı söyleyerek cevap verdiğimde, bana İncil’den bir ayetten söz etti:

“Sen Tanrı'nın bir olduğuna inanıyorsun, iyi ediyorsun. Cinler bile buna inanıyor ve titriyorlar!” (Yakup 2:19, İncil)

Bir süre boyunca, bu konuşmalar ve İncil’le ilgili dersler nedeniyle sonunda, İsa Mesih’in tamamlanmış ve yeterli kurbanı yerine, kendi doğruluğuma ve dini çabalarıma dayandığımı anladım. Roma Katolik Kilisesi bana hiçbir zaman, kendi doğruluğumuzun Tanrı için kabul edilebilir olmadığını öğretmemişti! İsa Mesih’in, imanlı için yapılması gereken her şeyi çoktan yapmış olduğunu hiç duymamıştım! Sonra, bir gün bir kilise ibadeti sırasında Tanrı’nın Ruhu tövbe etmem ve Tanrı’dan cennette sonsuz yaşam ‘armağanını’ almam gerektiği konusunda beni ikna etti.

“Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrı'nın armağanı ise Rabbimiz Mesih İsa'da sonsuz yaşamdır.” (Romalılar 6:23, İncil)

Manastır yaşamında geçen bütün bu yıllar boyunca, Tanrı’yla doğru ilişkiye sahip olmak için gereken lütfu Roma’nın sakramentlerinin sağlamasına güvenmiştim. İşte burada kilisedeydim ve ruhsal olarak yeniden doğmuştum. Tanrı’nın doğruluğu hakkında bilgisiz kalmıştım, tıpkı Elçi Pavlus’un günündeki Yahudi halkı gibi. Bu nedenle kendi doğruluğumu kurmaya çalışmıştım. Tanrı’nın doğruluğuna boyun eğmemiştim. “Onlara ilişkin tanıklık ederim ki, Tanrı için gayretlidirler; ama bu bilinçli bir gayret değildir. Tanrı'nın öngördüğü doğruluğu anlamadıkları ve kendi doğruluklarını yerleştirmeye çalıştıkları için Tanrı'nın öngördüğü doğruluğa boyun eğmediler.” (Romalılar 10:2-3, İncil).

Kim olduğunuzu ve Tanrı’yla ilişkinizin nasıl olduğunu bilmiyorum ama size hayattaki en önemli soruyu sorabilir miyim? Tanrı’nın İncil’de sözünü ettiği türde bir imanlı mısınız? Tüm günahlarınızın bağışlanması için İsa Mesih’in kurbanına tamamıyla güveniyor musunuz? Eğer güvenmiyorsanız, neden şimdi bunu halletmiyorsunuz? İsa’yı Kurtarıcınız olarak kabul etmek dini törenlerle yapacağınız bir şey değil. Tüm günahlarınızın bağışlanması için hayatınızı bir kere Tanrı’ya adamakla ilgili. Bunu yaptığınız anda Tanrı’yla ilişkiniz kalıcı bir şekilde değişir. Sonsuza dek değişir. Cennette sonsuz yaşam armağanını alırsınız. Sizindir. Mirası aldınız, ama henüz ona sahip değilsiniz.

Uluslararası Katoliklere Görevimiz

Sonra eşim ve ben, sevginin, karanlıktakilerden gerçeği saklamayacağına inanarak, Katoliklere yönelik bir hizmet başlattık. Roma Katolikleri’ne neye inandıklarını düşünme ve Kutsal Kitap’ı çalışma konusunda meydan okumak gerekiyordu. Dinlerini Kutsal Kitap’ın gerçeğiyle kıyaslamaları gerekiyordu. Ancak o zaman Tanrı’nın gerçeğinin özgürlüğünü ve ışığını deneyim edebilirler. İsa bunu şöyle dile getirdi, “Gerçeği bileceksiniz ve gerçek sizi özgür kılacak.”  (Yuhanna 8:32, İncil)

NOTLAR:

(1) AYİN – Katolikler sadece İsa’nın günahlarımız için öldüğüne inanmakla kalmazlar, sürekli olarak kurban edildiğine ve kurbanının rahip tarafından kansız bir şekilde gerçekleştirildiğine inanırlar. Her Katoliğin ağzına aldığı wafer (tuzsuz, daire şeklinde bir bisküvi) rahibin sahip olduğu yetkiyle İsa’nın bedenine dönüştürülür.

Aynı şekilde kâse içindeki şarabı İsa Mesih’in kanına dönüştürmek için Tanrı tarafından yetkilendirilmişlerdir. Bu Katolik ritüeline katılarak iki şey gerçekleşir: 1) Ayinin Tanrı’ya yönelik etkisi Tanrı’nın gazabının yatıştırılmasıdır ve 2) insana yönelik etkisi expiation yani günahkârın günahın cezasından özgür kılınmasıdır. Bu törenin İncil’in öğrettikleri ve gerçek Hıristiyanların inançlarıyla hiç ilgisi yoktur.

(2) TESPİH ÇEKMEK – Katolik Kilisesi, günah çıkarma ya da kefaret eyleminin, Tanrı ve günah işleyen Katolik arasında doğru bir ilişkinin yeniden kurulmasını sağladığını öğretmektedir. İlk olarak Katolik olan kişinin günahlarını rahibe itiraf etmesi gerekir. Rahip, Katoliği bağışlamadan önce kişinin günahları için üzüntüsünü göstermesi ve gelecekte günah işlemekten kaçınma konusunda kararlı olması gerekir. Katolikler, genellikle bunu ‘Tövbe Eylemi’ adı verilen duayla ifade ederler. Rahip günahkârı bağışlarsa, günahlarını itiraf eden Katoliği suçun sonuçlarından özgür kılar. Günahın tamamıyla affedilmesi için son koşul, günah için Tanrı’ya bir karşılık vermektir. Bu koşul, günahkâra rahip tarafından yüklenir. Oruç olabilir, yoksullara bir armağan vermek olabilir, vs. Genellikle kefaret, ‘Selam sana Meryem’ gibi duaların belirli sayıda okunmasından oluşur. Katolikler, beş boncuk dizisinden oluşan tespihlerini kullanarak bunu gerçekleştirirler. Her dizide on küçük boncuk vardır ve büyük bir boncukla diziler birbirinden ayrılır. On küçük boncuğun her biri için Katolikler şöyle dua edeler:

‘Selam sana, lütuf dolu Meryem, Rab seninledir. Kadınların en mübareği sensin ve mübarektir senin evladın İsa. Aziz Meryem, Allah'ın annesi, biz günahkârlar için, şimdi ve ölüm saatimizde dua et. Amin.’

Her bir büyük boncuk için başka ezber dualar edilir.

Bunun gerçek Hıristiyanlıkla ilgisi var mı? Kesinlikle yok. İncil’in hiçbir yerinde bir rahibe günahların itiraf edilmesinin Kutsal Kitap’a dayanan tek bir örneği bile yoktur. Doğrudan Tanrı’nın cennetteki tahtına gitmemiz istenir. “Onun için Tanrı'nın lütuf tahtına cesaretle yaklaşalım; öyle ki, yardım gereksindiğimizde merhamet görelim ve lütuf bulalım.” (İbraniler 4:16, İncil). Tanrı’nın bizleri bağışlayacağı vaadiyle bu tahtın huzuruna çıkarız: “Günahlarımızı itiraf edersek, güvenilir ve adil olan Tanrı günahlarımızı bağışlayıp bizi her kötülükten arındıracaktır.” (1.Yuhanna 1:9, İncil)

İsa’nın ölümü, dirilişi ve göğe alınışından sonra öğrenciler İsa Mesih aracılığıyla günahların bağışlanmasını duyurmaya devam ettiler. Giderek genişleyen bu duyurunun tarihsel anlatımını Yuhanna İncili’nden sonra gelen kitapta okuyabilirsiniz. Kitabın adı Elçilerin İşleri’dir. Öğrenciler, Katolik rahiplerin sanki günah işleyen Hıristiyanların günahlarını çıkaran kişilermiş gibi davranan kişiler değil, Rabbin tanıklarıydı!

(3) SAKRAMENTLER – Sakramentler Katolikler tarafından gerçekleştirilen dinsel ritüellerdir. Katolik Kilisesi’nde bu eylemlerin düzgün bir şekilde yapılmasıyla Tanrı’nın Katoliklere lütuf verdiğine inanılır. Sakramentlerin ‘içinde lütuf’ olduğuna inanılır. Tanrı’nın lütfunu bir musluk gibi düşünün. Katolik olan kişi gerekli eylemleri yerine getirdiğinde musluk açılır ve lütuf bahşedilir. Bu inancın Kutsal Kitap’la ilgisi yoktur. Kutsal Kitap’ta lütfun hak edilmeyen iyilik olduğunu öğreniyoruz. Yaptığınız bir şey karşılığında hak ederek aldığınız bir ödül değildir. “Eğer bu, lütufla olmuşsa, iyi işlerle olmamış demektir. Yoksa lütuf artık lütuf olmaktan çıkar!” (Romalılar 11:6, İncil)