headerLogo2b-18pt-myriadpro

Artık Korkmuyorum

42 ---- java testimony sizeRamazan sırasında dünyadaki en kutsal insan olduğumu hissederdim. Müslümanların kıyafetini giyer saatlerce Allah’ı yüceltirdim. Allah’a tıpkı peygamberlerin kendisine itaat ettiği gibi itaat etmek istiyordum. 

Hayatımda, büyük Yargı Gününde Tanrı’nın gazabına uğrama korkusu egemendi. Dindar bir Müslüman’dan beklenen her şeyi yapmaya çalıştım. Oruç tutmak, namaz kılmak, fitre ve zekât vermek, Kelime-i Şahadet getirmek ve Mekke’ye hacca gitme umudu taşımak. Hayatımdaki en önemli şeyler bunlardı. Hayatımın bir noktasında müezzin oldum. İçinde ve minarelerinde o kadar çok vakit geçirirdim ki cami ikinci evim gibiydi. 

İnancımın dini görevlerini yerine getirdiğimde kutsal olduğumu düşünüyordum ama gerçek sevince sahip değildim. Aslında kazandığım kutsallık, kendi doğruluğuma inanmaktı. Dini başarılarım ve kuralcı erdemlerimden ötürü gurur duyuyordum. Fakat hayatımda gerçek Tanrı bilgisine sahip değildim. Yani, onunla gerçek paydaşlığım yoktu ve yokluğunu ve benden çok uzakta oluşunu hissediyordum. 

Birçok Müslüman’ın inancına göre, öldüğümüzde bir melek bize yardım etmek için yanımızda olur. Fakat hepimizin kendi başarı ve başarısızlıklarımıza göre tek başımıza yargıyla yüzleşmemiz gerekiyordu. Cehennem üzerinde kurulu, üzerinden herkesin bir gün geçmesi gereken köprüyü bilirsiniz. Yani, üzerinde yürümeye çalışacağı demek istiyorum.

Bütün hayatım boyunca yaşadığım Java’da İslam’a bağlı pek çok kişi yaşar. On iki yaşına geldiğimde, camiye hemen hemen her gün gider, İslam’la ilgili öğretişleri canla başla öğrendim. Buna Kuran’dan uzun surelerin ezberlenmesi ve namaz kılarken uyulacak bütün kuralların öğrenilmesi de dâhildi. Allah’a, Muhammed kadar sadık bir şekilde itaat etmeye çalıştım. Benim için hiçbir şey nihai yargı için hazırlıktan daha önemli değildi. Sürekli olarak günlük işlerimde Allah’ın iradesinin gerçekleşmesini düşünüyor bunun için uğraşıyordum. 

On altı yaşına geldiğimde öğretmen olmayı o kadar çok istedim ki evden ayrılmaya karar verdim. Cakarta’da bulunan bir Hıristiyan öğretmen yüksekokuluna dahi gitmeye razıydım. Mükemmel bir okul olarak biliniyordu ve benim için boş bir yer vardı. Ayrıca, İslami inançlarımda o kadar iyi donanmıştım ki herhangi bir şeyin beni bundan saptırabileceğine dair hiç korkmuyordum. 

Okula vardım ve oradaki yurtlardan birinde bir odaya yerleştirildim. Günde beş vakit namaz kılmaya başladığımda bu diğer öğrencileri rahatsız etmeye başladı, özellikle de tek namaz kılan kişi ben olduğum için. Namaz kıldığımda yüreğimde gerçekten tatmin oluyor muydum? Gerçek şu ki, tatmin olmuyordum. Varlığımın ta merkezinde bir şeyin eksik olduğunu biliyordum. 

Bir akşam yurda bütün öğrencilere İsa Mesih’ten söz etmek üzere bir adam geldi. Çevresine inkâr edilemeyecek içsel bir sevinç yayan sıcak ve içten bir gülümsemesi vardı. Hıristiyanlardan nefret ediyordum ve bu nedenle, bu huzur ve mutluluğa imrendiğime ilişkin hislerimi gizledim. Saygı ve samimiyetle dinlemek yerine onunla alay ettim. O da Endonezyalıydı ama bu önemli değildi çünkü Müslüman değildi. Bana göre kirli sayılan bir putperestti. Sert bir şekilde karşı çıktım ve sorularım adamı öfkelendirmek için kışkırtmaya yönelikti. Fakat adam duruşunu hiç bozmadı. Gülümsemeye ve sorularımı sabırla yanıtlamaya devam etti. Onu rahatsız etmek için elimden geleni yaptım. Sonunda isyankâr tutumumdan ötürü açıkça pişmanlık duyarak oradan ayrıldı. 

Etrafına neşe saçan bir Hıristiyan’la yaşadığım bu karşılaşmadan sonra duygularım karmaşık bir hal aldı. Bir tarafta bu iyi ve mutlu yüzün görüntüsünü aklımdan atamıyordum. Hayatında benim hayatımda olmayan bir şeye sahip olduğunu biliyordum. Fakat diğer taraftan, yanlışı satan biri ve Tanrı düşmanı olduğundan emindim. Özellikle İncil’den aktardığı şu sözlerden rahatsız olmuştum: 

“İsa, "Yol, gerçek ve yaşam Ben'im" dedi. "Benim aracılığım olmadan Baba'ya kimse gelemez.” (Yuhanna 14:6, İncil) 

İsa Mesih’in cennete giden tek yol olduğu iddiası, hayatta her şeyden daha çok kızdırıyordu beni. Fakat kendi inançlarımdan şüpheye düşmeme de yol açıyordu. Bu karmaşa samimi Hıristiyan yaşam sürdüren Hıristiyanların iyi, örnek olacak yaşamları olmasıydı. Diğer hepimizden farklıydılar. Yurtta biri vardı ki yaşamı beni Hıristiyan inancına çekiyordu. İslam’la ilgili şüphelerin artmaya başladı. 

Yurttaki arkadaşım inancına, gözlerimin önünde sadece sözleriyle değil, karakteri ve eylemlerinde de yaşıyordu. Hayatında sevinç vardı ama benimkinde yoktu. Ben dindar bir insandım ama içimde, derinlerde gerçekten mutlu değildim. İslam’ın benden beklediklerini yaptığım zaman bile sevinmiyordum. Hıristiyanları gülümser ve mutlu gördüğümde Hıristiyan inancında iyi ve doğru olan bir şey olması gerek diye düşündüm. Onlara karşı ilgisiz veya düşmanlık besliyormuş gibi davranmaya çalıştım ama mazeretlerim ve savunmam yavaş yavaş parçalanıyordu. O akşam Hıristiyan adamın yurdumuzda söylediği bir şeyi unutamıyordum. Kutsal Kitap’ın her insanın günahkâr olduğunu, fakat Tanrı’nın bizleri sevdiğini ve Mesih aracılığıyla bizleri bağışlayıp kurtarabileceğini açık seçik bir şekilde belirtmişti.

İsa hakkında anlamadığım o kadar çok şey vardı ki. İncil’den bir ayeti duymuştum: 

“Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrı'nın armağanı ise Rabbimiz Mesih İsa'da sonsuz yaşamdır” (Romalılar 6:23, İncil)

Bunun ne anlama geldiğini bilmiyordum. Hıristiyan sınıf arkadaşlarım bu sevincin İsa’ya Kurtarıcısı ve Rabbi olarak güvenmesinden kaynaklandığını söylediler. Bana sadece Tanrı’nın kutsallığı ve günahı yargılarken gösterdiği adaletini anlatmakla kalmadı, aynı zamanda Tanrı’nın sevgisinden de söz etti. Tanrı’nın sevgisini, Mesih’te günahlarımız için hayatını vermek amacıyla gelerek gösterdiğini söylediğinde çok şaşırmıştım. Daha önce hiç böyle bir şey duymamıştım. Tanrımızın karakteri ve İsa Mesih’e güvenerek insanın bütün günahlarının bağışlanabilecek olması harikaydı, hatta karşı konulmazdı. Hıristiyan arkadaşımın neden bu kadar sevinçli olduğunu şimdi anlamaya başlayabiliyordum. Tanrı’nın yargısından korkmasına gerek yoktu. İsa Mesih çarmıhta öldüğünde günahlarını üzerine yüklendiği için günahları bağışlanmıştı. Günahlarımın bedelini ödedi.

Bütün bunlar doğru olabilir mi diye üç ay boyunca çok düşündüm. Sonra bir Pazar günü sınıf arkadaşımla birlikte kiliseye gitmeye karar verdim. Gerçek bir arkadaş olduğu için onunla gittim. Bana karşı gösterdiği içten ilgisi beni gerçekten çok etkiledi. Kilisede duyduklarımdan çok gördüklerimden etkilendim. Beni en çok etkileyen şey Hıristiyanların tutumu oldu. Yüzlerinde sevinç vardı ve sevecen insanlardı. Bana karşı o kadar iyiydiler ki hayrete düşmüştüm. Başka bir dine bağlı bir insana karşı bu şekilde davranabilmelerine inanmakta zorlandım. 

Arkadaşımın bana karşı gösterdiği sevgi ve iyiliği açıklayamıyordum. Beni neden sevdiğini anlayamıyordum. Oradaki insanlarda gördüğüm büyük sevinç ve samimiyetten ötürü kiliseye gitmeye devam ettim. Bir gün arkadaşım benimle gelemeyeceği için oraya gitmek için ne kadar paraya ihtiyacım varsa cüzdanından almamı söyledi. Ulaşım için yeterince param olmasını istiyordu. Parayı kendisine geri ödeyip ödemememin bir önemi olmadığını söyledi. İçten olduğundan ve bana yardım etmek istediğinden kuşku duymadığım için biraz para aldım. Bana tamamıyla güveniyordu. Onun lütufkâr ve cömert yaşamıyla İsa Mesih’in sevgisinin gözlerimin önünde hayata geçişini gördüm. O, gerçek bir arkadaştı ve bana karşı Tanrı’nın sevgisini gösteren ilk kişiydi. Beni en derinden etkileyenler işte bu öğrenci ve kilisedeki kişilerin arasında gördüğüm harika paydaşlıktı. Hıristiyan inancının doğru olup olmadığı sorusu hakkında içimde yaşadığım birkaç aylık içsel karmaşadan sonra sonunda İslam’ı bırakıp Kurtarıcım ve Rabbim olarak Mesih’e çekincesiz bir şekilde güvenmem gerektiği sonucuna vardım. 

Her şeye arkamı dönüp O’na iman ettiğimde İsa’nın hayatıma getirdiği değişimi tarif etmek benim için olanaksızdır. Yüreğimden büyük bir yükün kaldırıldığını hissettim. Ben de diğer Hıristiyanların deneyim ettiği aynı sevinci deneyim ettim! Benim için başkalarında sadece görüp imrendiğim bir şey değil, kişisel olarak gerçekti. İsa, itaat etmemiz için bizlere yeni bir dizi dini talimatlar vermeye geldiğini söylemedi. Bakın İncil’de ne diyor: 

“Bense insanlar yaşama, bol yaşama sahip olsunlar diye geldim.” (Yuhanna 10:10, İncil)

Artık ne demek istediğini anlamıştım. Bana aynı zamanda hayatta doğru olanı yapma arzusu ve gücü verdi. Örneğin, İsa Mesih’e güvenmeden önce sık sık yalan söylerdim. Hata yaptığım zamanlar sonuçlarından korktuğum için bunların üstünü örtmeye çalışırdım. İsa’yı izlemeye başladıktan sonra bana ne olacağı konusunda artık endişem kalmadı. Gerçeği ve sadece gerçeği söylemem gerekiyordu. 

Ayrıca ölmekten ve Tanrı’yla bir araya gelmekten artık korkmadığımı fark ettim. Sadık bir Müslüman olduğum halde, ölüm korkusu kurtulamadığım bir korkuydu. Fakat İsa Mesih’e iman edip O’na güvendiğimde her şey değişti. Mesih’in beni sevdiği, günahlarım için öldüğü ve dirilişiyle ölümü fethettiğine inandığımda ölüm korkusu alındı. Şunu da öğrendim ki, Tanrı beni cennete alacağı anı beklerken beni dünyada tutuyor çünkü burada benim yapmamı istediği özel bir şey var. Hayatım için sahip olduğu sevgi dolu amacı, yaşam için temel isteğim ve hedefim haline geldi. 

“Çünkü sizin için düşündüğüm tasarıları biliyorum” diyor RAB. “Kötü tasarılar değil, size umutlu bir gelecek sağlayan esenlik tasarıları bunlar.” (Yeremya 29:11, Eski Antlaşma)

Eskiden yüreğimde korku ve nefret egemendi ama İsa Mesih beni bu adi ve yozlaşmış tavırlardan arındırdı ve bunların yerine güvence, huzur ve sevgi koydu. Birdenbire, tanıdığım harika Kurtarıcımı halkıma anlatmak için büyük bir arzu duydum. Babam ben dört yaşındayken ölmüştü ve küçükken başka bir aile tarafından evlat edinilmiştim. Böylece beni evlat edinen anne babama Mesih’e iman ettiğimi anlatmak için eve gittiğimde beni İslam adına yeniden kazanmak için çeşitli baskı ve girişimlerde bulundular. Evdeki diğer çocukların benden etkilenmesinden çok korkuyorlardı. Hıristiyan inancını kötü ve ahmakça bir inanç olmakla suçluyorlardı. 

Annem her pazar, evde kendisi için bir şey yapmamı isteyerek kiliseye gitmemi engellemeye çalışıyordu. Cumartesi gecesi ertesi gün ne yapmamı istediğini sorardım. Pazar günü yapmamı istediği şeyi söylediğinde sabah erken kalkıp kiliseye gitme vakti gelmeden önce bitirirdim. Annem çok öfkelendi ve bir gün şöyle dedi, "Oğlum, benimle İsa Mesih arasında bir seçim yapman gerekiyor.”

Şöyle cevap verim, "Üzgünüm Anne, İsa Mesih’i izlemem gerek. Bu, senden nefret ediyorum demek değil. Seni seviyorum ama İsa Mesih’i hayatımda birinci sıraya koymak zorundayım."

Sessiz kaldı. Sonra ona Hıristiyan bir vaiz olacağımı söyledim. Babam ve annem bunu duyduklarında büyük bir öfke krizine girdiler. Babam bir Avrupa ülkesinin elçisiydi ve bağlantılarından pek çok şekilde yarar sağlayabilirdim. Önümdeki seçim oldukça açıktı. Kendileriyle İsa Mesih arasında seçim yapmam gerektiğini söylediler. Bana hayatta verebilecekleri bütün ayrıcalık ve fırsatları kaybedeceğim konusunda beni uyardılar. Buna Avrupa ülkesinde eğitim, araba, batıda seyahat, vs. dahildi. 

Benim için vermesi kolay bir karar değildi. Düşüncemde yaşadığım çatışmayı hayal edemezsiniz. Beni evlatlıktan reddederlerse bana ne olacağını düşündüm. Eğitimim için ihtiyaç duyduğum parayı nereden bulurdum? Hayatta benim olabilecek bütün avantajlardan vazgeçerek aptallık mı ediyordum? Hala gençtim ve anne babamın desteğine bağlıydım. Onların acı çekmesini istiyor muydum? Kesinlikle hayır! Bana karşı iyiydiler ve onları çok seviyordum. Fakat İsa Mesih’in her şeyden vazgeçmeye değer olup olmadığına karar vermem gerekiyordu. Derin derin düşündükten sonra hiçbir şeyin benim için İsa Mesih’ten daha önemli olmasına izin vermemeye karar verdim. Başka uygun bir alternatif yoktu. İsa benim için her şeyi verdi. Benim için öldü, ölümden dirildi ve yeniden gelecek. Benim için! O’nu herkesten üstün bir yere koymam gerektiğini biliyordum. O’na hizmet etmek, insanları bağışlamak ve Tanrı’yla barıştırma gücünü anlatmak istiyordum. Hayatta başka hiçbir şeyin bu sevinçli çağrıyla kıyaslanamayacağına ikna olmuştum. Tanrı’nın lütfuyla, kararımı verdim. Artık geri dönüşü yoktu.

Öğretmen okulunda eğitimimi tamamladım ve sonra üç yıl öğretmenlik yaptım. Mesih’in müjdesini vaaz etmek ve başkalarına O’nun sevgisini öğretmek için yeterli eğitime sahip olmam için eğitim almak üzere ilahiyat okuluna gittim. Bazı Müslüman arkadaşlarım Mesih’e inandığım için benimle alay ettiler. O zamanlar deli olduğumu söyleyen bir arkadaşım daha sonra benimle kiliseye gelmeyi kabul etti. Beni çekenin ne olduğunu öğrenmek istiyordu. İman etmeye kesinlikle niyeti yoktu. Fakat kısa bir süre içinde Mesih’in sevgisinden etkilendi ve O’na güvendi. Bu güne kadar İsa Mesih için yaşıyor ve O’na içtenlikle hizmet ediyor. 

Kurtarıcıma hizmet etme ve yaşayan sözünü ilan etme kararımdan hiçbir zaman pişmanlık duymadım. O’nun için tüm geçici şeylerden vazgeçmek benim için bir ayrıcalıktı. Bu sevinç birçoklarının İsa Mesih’i kişisel olarak tanımalarına tanıklık etmemle kat kat arttı. Endonezya’da son birkaç yılda çok sayıda kişinin İsa Mesih’e iman etmesini sağlayan Tanrı’nın büyük işinde küçük bir payım olduğu için şükrediyorum. İsa Mesih hakkında vaaz vermek için Java’nın çeşitli yerlerine gittim. Pek çok kişinin gözyaşları ve derin bir alçakgönüllülükle O’na döndüğüne tanıklık etmek beni hayrete düşürdü. Çoğu, benim gibi, Tanrı’nın kendilerini sevdiği ve İsa Mesih aracılığıyla her günahı bağışladığına ilişkin harika haberi daha önce hiç duymamışlardı.

Mesih’e iman etmelerinin sonucu olarak birkaç hacı da yaşamlarında büyük bir dönüşüm yaşadılar. Bazıları Endonezya’da Müslüman toplumların liderleriydi. İslam’ı çok iyi biliyorlardı. Bazılar birkaç kez Mekke’ye gitmişlerdi. Fakat İsa Mesih’te İslam’ın kendilerine veremeyeceği bir şey buldular. Sadece gerçek Hıristiyanlar, Tanrı’yla ve Mesih’e inananlarla kişisel paydaşlıktan gelen huzur ve sevinci bilirler. Mesih’in çarmıha dökülen kanının günahlarınız için olduğuna iman ettiğiniz anda Tanrı ve sizin aranızda bir zamanlar bulunan engel devrilir. Size tavsiyem İsa’ya O’na olan inancınızı açıklamanız. O zaman engel anında tuz buz olacak. 

Birçok insan bana neden iman ettiğimi ve hayatımı Mesih’e verdiğimi sordu. En önemli nedenlerden biri sadece Mesih’in bana Tanrı tarafından kabul edildiğim ve korkacak bir şeyim olmadığı güvencesi veriyor olmasıydı. Kişisel deneyimlerimden söyleyebilirim ki, dünyada, bütün günahlarınızın bağışlandığını bilmenin güvencesiyle kıyaslanabilecek başka bir şey yoktur. Son yargıda günahlarınız ortaya çıkartılıp incelenmeyecek çünkü zaten yargılandılar ve bedelleri ödendi! 

Eskiden huzurum yoktu. Her zaman endişe içindeydim. Peki, ama bir gün Tanrı’nın sizi koşulsuz sevdiğini öğrenirseniz? O zaman ne olacak?

“Sevgide korku yoktur. Tersine, yetkin sevgi korkuyu siler atar. Çünkü korku işkencedir. Korkan kişi sevgide yetkin kılınmamıştır. Bizse seviyoruz, çünkü önce O bizi sevdi.” (1.Yuhanna 4:18-19, İncil)

İnsanların gelecekten korkmasına neden olan şey suçtur ama suçları bağışlanan ve yüreği Tanrı’nın sevgisiyle doldurulanın ne bu dünya da ne de sonraki dünyada korkacak bir şeyi vardır. Ayrıca böyle bir insanın içinde Tanrı’nın sevgisi bulunur ve bu sevgi ile başkalarını sevebilir.

Hıristiyan olan bir kişi bir Müslüman’ı sevebilir mi? Nasıl sevemesin? Gerçek Hıristiyanlar Müslümanları haftanın her günü severler. Eğer kişi kendisine Hıristiyan diyorsa ve diğer insanlardan nefret ediyorsa kendi kendisini kandırıyordur ve İsa Mesih dışında başka bir şeyi veya kişiyi izliyor demektir. Hıristiyan olduklarını söyleyip de, başkalarını sevmiyorlarsa, Tanrı tarafından hiç bağışlanmamış olmaları muhtemeldir.

“Birbirinize karşı iyi yürekli, şefkatli olun. Tanrı sizi Mesih'te bağışladığı gibi, siz de birbirinizi bağışlayın. Bunun için, sevgili çocukları olarak Tanrı'yı örnek alın. Mesih bizi nasıl sevdiyse ve bizim için kendisini güzel kokulu bir sunu ve kurban olarak nasıl Tanrı'ya sunduysa, siz de öylece sevgi yolunda yürüyün.” (Efesliler 4:32, 5:1-2, İncil)

Söylediğim gibi hayatımda bir dönem, büyük Yargı Gününde Tanrı’nın gazabına maruz kalma korkusu hayatıma egemendi. Artık neden korkmadığımı biliyorsunuz.