headerLogo2b-18pt-myriadpro

Uganda’dan Bir Tanıklık

43 naz uganda testimony size42 yıl önce Uganda’da doğdum. Ailem, Ağa Han önderliğinde bulunan ve İsmaililer olarak adlandırılan bir Müslüman inancına bağlıydı, doğal olarak ben de bu inanç ile yetiştirildim. Evlendiğimizde, karım herhangi bir inanca bağlı olmadığından benim inancıma katıldı.

Karımın inancıma katılması, benim için sonun başlangıcı oldu. Karım inancım hakkındaki bilgilerini çoğalttıkça, ben de kendi inancım ve bu inancımın neleri kapsadığı hakkında daha çok şey öğrendim. İsmaililer, diğer tüm Müslüman inançlarında olduğu gibi, genellikle Arapça dilinde dua ederler. Bu nedenle, karımın Arapça öğrenmesi gerekti ve “dua salonu” olarak adlandırdığımız toplantı yerine girmesine izin verilmeden önce karım, belirli sınavlardan geçmek zorunda kaldı. Karımın öğrenmesi gereken şeylerin çoğunu her nedense, ben hiçbir zaman öğrenmemiştim.

1994 yılında, Earls Court’da on binlerce kişinin önünde evlendiğimizde, nikâhımızı Ağa Han’ın kendisi kutsamıştı; bu durum çok az çifte nasip olan büyük bir ayrıcalıktı. Bu ayrıcalığı yaşadıktan sonra İsmaili inancı ile daha yakından ilgilenmemiz gerektiğini hissettik. İç varlığımda hala huzursuzdum ve Tanrı’yı gerçekten izleyip izlemediğimi merak ediyordum.

Genelde eşimin yardım ve desteği ile inancımı araştırdığım bu dönemlerde, İngiltere Manchester’da, aynı inancı paylaşan kişilerin toplandıkları Ağa Han Merkezi’ndeki İsmaili inancı yönetiminde önemli bir konuma sahip bulunuyordum.

Öykümü fazla uzatmak istemiyorum; bir gün Tanrı’dan doğrudan şu istekte bulundum: “Eğer doğru yolda değilsem, bana doğru yolu göster, ya da eğer doğru yoldaysam, bunu onayla ki bileyim.” Ancak Tanrı’nın bu soruma gerçekten yanıt vereceğini düşünmüyordum, ama ilerde beni şok edecek olaylar ile karşılaşacağımdan elbette haberim yoktu. Bu arada size o dönemde inanç değiştirmek gibi bir düşüncem olmadığını belirtmek isterim. Bilmek istediğim tek şey, yürümekte olduğum yolun beni Tanrı’ya götürüp götürmediğiydi. Uzak Doğu’ya yaptığım iş seyahatlerinden birisi sırasında kendilerini “yeniden doğmuş” Hıristiyanlar olarak tanımlayan kişiler ile tanıştım. Ben bu tür karşılaşmaların rastlantı olduğuna inanırdım. “Yeniden doğmuş” Hıristiyan ifadesinin ne anlama geldiği hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu. Daha önce hiç kimse bana böyle bir inancı açıklamamıştı.

Bu yolculuk sırasında başıma çok garip şeyler geldi. Ama şimdi anlıyorum ki, o zaman yaşadığım bu olayların hepsi Tanrı’nın, duama verdiği bir karşılıktı ve Tanrı ilerde olacaklar için beni hazırlamaktaydı.

Seyahatim bittikten sonra geri dönerken, Tanrı’dan, bana doğru yolu göstermesini daha sık istediğimin farkına vardım. Ve bir kez aniden hiç beklemediğim bir şekilde duamı “Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’un adıyla” diyerek bitirdim.

Bir sabah, bu duamın yanıtını hiçbir kuşkuya yer vermeyecek biçimde aldım. İncil’den bir bölüm okuyordum. Her şey çok basit bir şekilde gerçekleşti. Tanrı’nın benim için doğru olan yolunu bile anlayabilmiştim. O ana kadar Kutsal Kitap’ın mesajını tam olarak kavramamıştım ama artık biliyordum.

“İsa, ‘Yol, Gerçek ve Yaşam Ben’im’ dedi. ‘Benim aracılığım olmadan Baba’ya kimse gelemez.” (Yuhanna 14:6, İncil)

İncil’i okumayı bıraktım ve Yol, Gerçek ve Yaşam Olan’ı yaşamıma aldım. Bu çok görkemli bir deneyimdi! İç varlığım ani ve büyük bir değişime uğramıştı. Bir insanın, Tanrı’nın bu değerli armağanı olmadan nasıl yaşamak isteyebileceğini düşünüp şaşırdığımı hatırlıyorum. Keşke biri İsa’dan bana çok daha önce söz etmiş olsaydı! Yaşadığım bu büyük değişimden sonra benimle karşılaşan herkesin benim sahip olduğumu ve buna kendilerinin de sahip olabileceklerini bildiğine eminim. Gerekli olan tek şey, buna gerçekten ihtiyacınız olduğunu bilmek ve buna sahip olmayı istemektir. İsa’dan tüm günahlarınızın bağışlanmasını, sonsuz yaşamı ve Tanrı’nın esenliğini alabilirsiniz. Tüm bunların kaynağı İsa’dır.

Din ve Tanrı bir arada olamazlar. Bunu şimdi anlıyordum. Din- hangi din olursa olsun- Tanrı’nın iyiliğini kazanmanız için pek çok şey yapmanız gerektiğini söyler. Tanrı ise, dindar kişilerin yaptıklarının hiç biri ile ilgilenmez. Tanrı, bizi, insan için kendi yaptıklarının temelinde kutsar ve bize hak etmediğimiz iyiliği vermek ister. Bu gerçeği anlamanız umarım uzun sürmez. İsa’nın ışığı yaşamınızda parladığında, dininizin tüm talep ve uygulamaları gerçek karanlık yüzleri ile ortaya çıkarlar. İsa’nın ışığı içinizdeki karanlığa dokunmadıkça, bu karanlığı hiçbir zaman anlamayacaksınız. İçinizdeki bu karanlığın varlığından daha önce haberiniz olmamış olabilir, ama karanlık orada, içinizdedir.

“Hepimiz murdar olanlara benzedik. Bütün doğru işlerimiz kirli adet bezi gibi.” (Yeşaya 64:6, Eski Antlaşma)

Yeni yaşamımın o ilk sabahından bu yana pek çok şey oldu. İsa, yaşamlarımızı tamamen değiştirdi. Evet, şimdi eşim de Tanrı’nın lütfu sayesinde bu doğru yolda beni izlemekte. Bir zamanlar, benim gerçeği aramakta olduğumu bilmiyordu. Bir kez, karıma eski inancımızda putlara tapındığımızı anlatırken o kitaplığın raflarının birinden bir kitap aldı ve bana eski inancımızın Tanrı’ya giden doğru yol olması gerektiğini gösterdi. Yine de eşimi bu dine yönlendiren ben olmuştum. Karımı inancından ben döndürmüştüm ama bunu, İsa’da olduğu gibi, gerçeğe iman etmesi için ona müdahale etmeden yapmıştım. Şimdi eski günleri hatırladığımızda gülüyoruz. Eskiden ne kadar büyük bir yanılgı içinde olduğumuzu konuşuyoruz. Artık evimizde, işimizde ve günlük yaşamlarımızda diri Tanrı’ya sahibiz. O’nunla paydaşlıkta bulunuyoruz ve daha şimdiden bize armağan etmiş olduğu sonsuz yaşamın ilk bereketlerinin tadını çıkarıyoruz.

Yeni ailemiz, kilisede bulunan tüm imanlılardan oluşuyor. Kilisemizin önderini ve eşini, önceden kaybetmiş, ama şimdi bulmuş olduğumuz dostlarımız olarak görüyoruz. Bundan sonra bizi, İsa Mesih aracılığıyla “Göklerin Egemenliği’nin” beklediğini biliyoruz. Devam edeceğimiz doğru kiliseyi bulmamız kolay olmamıştı. Ama şimdi tam istediğimiz gibi bir paydaşlığa imkân veren, arzulayabileceğimiz en iyi kilisedeyiz.

Ruhsal yolculuğumuzdan pek çok kişiye söz ettik, ama İsa’yı Rabbimiz ve Kurtarıcımız olarak kabul etmemizden bu yana yalnızca dokuz ay geçmiş bulunuyor. Bu kısa süre içinde pek çok olay yaşadık. Yaşamlarımız bütünüyle değişti. Çocuklarımızın yaşamları için de aynı şeyi söyleyebiliriz.

İnsanların çoğu, Hıristiyan inancını kabul ettikleri takdirde diğer kişilerin verecekleri tepkilerden korkarlar. Ne yazık ki, bu korkuları kendilerini gerçeği bulmaktan alıkoyabilir. Kişiler, bize ailelerimizin ve dostlarımızın yeni inancımıza gösterdikleri tepki ve tehditkâr tavırlar ile nasıl başa çıktığımızı sorduklarında, onlara İncil’den bir ayet ile yanıt veriyoruz. Böyle yapmamızın iki nedeni var. Birincisi yeni inancımız gerçektir ve ikincisi inancımızın gerçeğini tecrübe ettik:

“Oğul sizi özgür kılarsa, gerçekten özgür olursunuz.” (Yuhanna 8:36, İncil)

Arkadaşlarımızın bazıları bizden uzaklaştılar ve bazı akrabalarımız ile eskisi kadar sık görüşmüyoruz. Bu kişilerden bazıları bizimle karşılaştıklarında gözlerimize dahi bakamıyorlar, eğer bakabilselerdi, içimizde yaşayan diri Tanrı’nın Ruhu’ndan gelen dinginliğin ve esenliğin ışığını görebilirlerdi. Tüm öykü bu kadar değil! Tanıdıklarımızdan bazıları İsa Mesih’i Kurtarıcıları ve Rableri olarak kabul ettiler. Bazıları ise kabul etmediler. Seçim kendilerine ait. Rab İsa’yı kabul etmek istemelerine rağmen, diğer insanların söz ya da davranışlarıyla verecekleri tepkilerden korktukları için kabul etmekten kaçınan pek çok kişi var. Bu korkularını ifade ettiklerinde, onlara yukarıdaki ayeti söylüyorum. Özgürce uçan bir kartal olmak, tutsak bir tavuk ya da kafesteki bir kanarya olmaktan her zaman daha iyidir.

“İsa, ‘Size doğrusunu söyleyeyim, günah işleyen herkes günahın kölesidir’ dedi. ‘Köle ev halkının sürekli bir üyesi değildir, ama oğul sürekli üyesidir. Bunun için, Oğul sizi özgür kılarsa, gerçekten özgür olursunuz.” (Yuhanna 8:34-36, İncil)