headerLogo2b-18pt-myriadpro

Rogaya’nın Hikayesi

44 rogaya malezya testimony sizeAdım Rogaya; Malezyalıyım. Çocukken sabahları ilkokula gider sonra da öğleden sonraları dini bir okulda İslami derslere katılırdım. Kuran’daki ayetleri okumayı, ezberlemeyi ve anlamayı öğrenmiştim. Ustaza, yani, bayanlar arasında İslami dersler vermeye yeterliliği olan bir öğretmen olana kadar dini okula devam ettim.

Din dersleri sırasında Tanrı’ya yakın olmanın tek yolunun dua olduğu ve günlük dualarımızda Kuran’ın birinci bölümünü ezbere okumamız öğretildi. Bu bölümde, eminim siz de bilirsiniz şu ayet vardır: “Bize doğru yolu göster.” Yıllar boyunca bu ayeti tekrarladım ama hiç bu, sözde ‘doğru yolu’ bulmadım.

Din dersi öğretmenime sorduğumda, bana öğretileni kabul etmemi ve asla soru sormamamı söyledi. Bu dersler, sabahları soru sorup yanıtlarını alabildiğimiz derslerden ne kadar da farklıydı. Sabah derslerindeki öğretme biçiminden dolayı eğitimimin ilk yıllarında, ne zaman kuşku duysam öğretmenlerime soru sorma alışkanlığı edindim. Tüm iyi öğretmenlerin bu şekilde karşılık vereceğini varsaydım. Tahmin edebileceğiniz gibi öğleden sonraki öğrenme deneyimimi çok can sıkıcı buluyordum. 

Bize öğretilen başka bir ayet daha vardı ve her Müslüman’ın bu ayeti bilmesi ve her duadan sonra tekrar etmesi gerekliydi; Allah’tan Muhammed’i kurtarmasını istemek. Muhammed’in Tanrı’nın bir elçisi, bildirisinin habercisi ve Tanrı adamı vs. olduğunu öğrenmiştim. Bu nedenle, başka bir nedenle olmasa bile, Tanrı’nın elçisi ve peygamberi olarak sadakatinden ötürü kurtulmuş olmalıydı. Kuşku duyduğunda sor, doğru olan bu değil mi? Hayır! Din öğretmenime Allah’tan sürekli olarak istenen bu ricayı sordum. Bunu Allah’a kaç kez sormalıyız? Bir kere yeterli değil mi? Daha da önemlisi, neden isteyelim? Bu soruyu sorduğumda din öğretmenim çok öfkelendi. Beni ‘kâfir’ olarak damgaladı. Kuran’daki ayetlerle ilgili çok fazla soru sorduğum için benden hoşlanmıyordu. Yine, bana belirli ve tatmin edici yanıtlar veremedi! Bu beni son derece mutsuz etti. Başka yerde yanıtlar aramaya karar verdim.

Atalarım 'bomoh', yani şamandı ve ben onların becerilerini miras almıştım. Kötü ruhların etkisiyle hastalanan veya sara nöbeti geçiren insanları iyileştirme becerisine sahiptim. Büyükannemin tarafından bana geçen ‘ruhlar’ aracılığıyla bunu yapabiliyordum. Kuran’da karşı cinsten insanları çekmek ve başkalarına zarar vermek için kullanılabilecek ayetler bulduğumda çok şaşırdım. Bu da İslam’ın erdemleri konusunda aklımda daha fazla kuşku uyandırdı. 

İslam’dan sonraki adımım, Hinduizm’e doğru oldu. Hindu bir sınıf arkadaşım bir gün beni tapınağa götürdü ama orada gördüğüm birçok, doğal görünmeyen putların mızrak tutan halleri beni bu dinden soğuttu. Ayrıca, konuşulan dil Tamil’di ve bu dili anlamıyordum. 

Daha sonra, bir Pazar günü bazı Hıristiyan arkadaşlarımla birlikte kiliseye gitmeye karar verdim. Orada, put görmedim. Ayrıca, anladığım bir dil olan İngilizceyi kullanıyorlardı. İngilizce öğretmenlerimden birinin evinde dua toplantılarına katılarak bu inancı araştırmaya devam ettim. Beni çok etkiledi, daha önce hayatımda hiç deneyim etmediğim kadar büyük bir sevgi ve saygı görüyordum. Bir Pazar öğleden sonra eve İsa Mesih’in bir resmiyle döndüm ve annem babam bu resmi buldu. Uzunca bir dayak yedim. Daha fazla dayak yemekten, evden kovulmaktan ve olasılıkla eğitimimin durdurulmasından korkarak Müslüman olarak dini görevlerimi yerine getirmeye devam etmeye karar verdim ama sadece anne babamı memnun etmek için. 

Kuran’ı inceledikçe dikkatimi çeken bir şey keşfettim: 

“İsa, açık delillerle geldiği zaman demişti ki: Ben size hikmet getirdim ve ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için geldim. Öyleyse Allah'tan korkun ve bana itaat edin.” (Zuhruf 43:63)

Kime itaat edin? İsa’ya itaat edin! Bu ayetle ilgili olarak din öğretmenime sorduğum zaman hayatının sonunda Muhammed’le karşılaşacağını söyledi. Sorumu yanıtladı mı? Hayır. Yine sorumu yanıtlamaktan kaçınmıştı! Arada sırada bazen Pazar günleri kiliseye tek başıma giderdim. Orada sonunda Richard’la karşılaştım. Bir gün eşim olacaktı.

Richard önceleri Roma Katolik mezhebine bağlıydı, her zaman cebinde bir tespih (1) bulundururdu ve kolunda ‘kuvvet’ vermesi için Budist uğuru taşırdı. Gittiğinde Pazar günleri kiliseye onun peşinden giderdim. Katolik dini ayinlerin katıldığım İslami din törenlerine benzediğini gördüm- resmi ve ritüel odaklı. Bazen Richard’a bunların puta tapmaya benzediğini hatırlatırdım ama bu konuda benimle hiç tartışmadı. Böylece ne zaman istesem ona katılırdım.

Bu, Richard çok hastalanıp hastaneye yatana kadar bu şekilde devam etti. Hastaneden çıktıktan sonra bile ilaç almaya devam etmesi gerekti. Fakat ilaç onu hiç iyileştirmedi, ve zayıf düştü. Onu ziyaret eder, bir bardak su üzerine Kuran okudum. O suyu içer, ben de okurdum. Fakat bu bile işe yaramadı. Bu gerçek beni çok rahatsız etti ne de olsa bomoh idim (Müslüman şifacı), yaşadığımız yerdeki komşularımız da beni hoca olarak bilirdi!

Evlendik. Kısa bir süre sonra, kocamın bir arkadaşı bizi Hıristiyan bir kilise önderiyle tanıştırdı. Kilise önderi bize Kutsal Kitap’tan İsa’nın kendi döneminde hasta insanları nasıl iyileştirdiğini ve bugün de hala hastaları nasıl iyileştirdiğini anlattı! Tek koşul İsa’ya inanmak ve imanla iyileştirmesini istemekti. Bu, çift olarak Kutsal Kitap’ı elimize alıp okuyup birlikte dua ettiğimiz ilk olay oldu. Birkaç haftalık duadan sonra kocamın sağlığında değişim görmeye başladık! Rab’be yücelik olsun!

İncil’in gerçek mesajını ve kurtuluşun ne olduğunu anladıktan sonra Richard ve ben Tanrı’nın, günahın gücü ve suçundan bizleri kurtarma armağanını kabul etmeye karar verdik. Bu armağan Tanrı’nın seçilmiş Olan’ı, İsa Mesih sayesinde verilebiliyordu. Tanrı’nın Sözü olan Kutsal Kitap hakkında daha fazla öğrenmek için kiliseye katılmaya da karar verdik. Eşim ve ben ruhsal olarak ferahlatıcı olan kilise toplantılarından büyük keyif alıyorduk. İlahileri söylüyor, Rab ve Kurtarıcımıza tapınıyor ve Kutsal Kitap’tan verilen vaazları dikkatle dinliyorduk.

Kutsal Kitap çalışmalarımızla devam ettikçe, İncil’de İsa’nın şu sözleri söylediği ayete rast geldim ve çok şaşırdım:

“Yol, gerçek ve yaşam Ben'im’ dedi. Benim aracılığım olmadan Baba'ya kimse gelemez.” (Yuhanna 14:6, İncil)

Bunu okuduğumda aklıma gelen ilk düşünce bu ayetin Kuran’ın birinci bölümünde yüzyıllar sonra tarif edildiği oldu. Keşke Müslüman akrabalarım Kuran’larındaki bu ayetten İncil’deki gerçekleşmesine bakabilselerdi. Her gün, her dualarında “Bize doğru yolu göster” diyorlar. Tanrı bize doğru yolu çoktan gösterdi! 

Yaşamım boyunca yalvardığım bir konuda Tanrı’nın yanıtını düşündüğüm zaman ancak İsa Mesih’e inanarak gelen kurtuluştan daha da emin oluyorum. Bu İsa Mesih benim Kurtarıcım ve Rabbimdi!

Sadece bir yıl sonra Tanrı bizi erkek bir bebekle bereketledi! Doğumundan iki hafta sonra, doğum kaydını yaptırdık. Bunun üzerine bir grup ‘davetsiz misafir’ aldık. Bir gece saat 11 civarında, Din İşleri’nden bir grup geldi. Hem erkek hem de kadınlardan oluşan bir gruptu. Hem üniformalı hem de sivil polisler vardı yanlarında. Neden Hıristiyan olduğumu bilmek istiyorlardı. Bu da bana Kuran’dan, İsa’nın Mesih olduğunu ve sonsuzluk için insanların yazgılarına karar verecek Yargıç olarak döneceğini paylaşma fırsatı verdi. Oysa Muhammed, Yargı Günü’nden Tanrı’nın merhametine kalan bir haberciydi sadece. “O güne kadar onun için sürekli dua etmeliyiz, değil mi?” diye sordum. 

Onlara Fatır suresini de gösterdim, inancımın sadece benim sorumluluğum olduğunu ve Yargı Günü’nden sadece benim Yüce Tanrı karşısında hesap vereceğimi ve bunu benim yerime kimsenin yapamayacağını söyledim. Bu noktaya özellikle işaret etmem gerekiyordu çünkü bazen din görevlileri, başka Müslümanların kaderlerini onların yerine belirlemeye çalışarak hadlerini aştıklarını düşünüyorum. Eskiden Müslüman olanları İslam’ı terk ettikleri için ölümle tehdit etmelerinin nedeni bu olsa gerek. Açıklamamı duyduktan sonra misafirlerimiz ayrıldı. Bana gelince, onlara karşı durmam için Tanrı’nın bana verdiği cesaret ve berrak düşünceler için Tanrı’ya şükrediyorum.

Rogaya 

“Çünkü Tanrı bize korkaklık ruhu değil, güç, sevgi ve özdenetim ruhu vermiştir. Bunun için Rabbimize tanıklık etmekten de O'nun uğruna tutuklu bulunan benden de utanma. Tanrı'nın gücüyle Müjde uğruna benimle birlikte sıkıntıya göğüs ger. Tanrı bizi yaptıklarımıza göre değil, kendi amacına ve lütfuna göre kurtarıp kutsal bir yaşama çağırdı. Bu lütuf bize zamanın başlangıcından önce Mesih İsa'da bağışlanmış, şimdi de O'nun gelişiyle açığa çıkarılmıştır. Kurtarıcımız Mesih İsa ölümü etkisiz kılmış, yaşamı ve ölümsüzlüğü Müjde aracılığıyla ışığa çıkarmıştır.” (2.Timoteos 1:7-10, İncil) 

(1) TESPİH - Katolik Kilisesi, günah çıkarma ya da kefaret eyleminin, Tanrı ve günah işleyen Katolik arasında doğru bir ilişkinin yeniden kurulmasını sağladığını öğretmektedir. İlk olarak Katolik olan kişinin günahlarını rahibe itiraf etmesi gerekir. Rahip, Katoliği bağışlamadan önce kişinin günahları için üzüntüsünü göstermesi  ve gelecekte günah işlemekten kaçınma konusunda kararlı olması gerekir. Katolikler, genellikle bunu ‘Tövbe Eylemi’ adı verilen duayla ifade ederler. Rahip günahkârı bağışlarsa, günahlarını itiraf eden Katoliği suçun sonuçlarından özgür kılar. Günahın tamamıyla affedilmesi için son koşul, günah için Tanrı’ya bir karşılık vermektir. Bu koşul, günahkâra rahip tarafından yüklenir. Oruç olabilir, yoksullara bir armağan vermek olabilir, vs. Genellikle kefaret, ‘Selam sana Meryem’ gibi duaların belirli sayıda okunmasından oluşur. Katolikler, beş boncuk dizisinden oluşan tespihlerini kullanarak bunu gerçekleştirirler. Her dizide on küçük boncuk vardır ve büyük bir boncukla diziler birbirinden ayrılır. On küçük boncuğun her biri için Katolikler şöyle dua edeler:

‘Selam sana, lütuf dolu Meryem, Rab seninledir. Kadınların en mübareği sensin ve mübarektir senin evladın İsa. Aziz Meryem, Allah'ın annesi, biz günahkârlar için, şimdi ve ölüm saatimizde dua et. Âmin.’

Her bir büyük boncuk için başka ezber dualar edilir.

Bunun gerçek Hıristiyanlıkla ilgisi var mı? Kesinlikle yok. İncil’in hiçbir yerine bir rahibe günahların itiraf edilmesinin Kutsal Kitap’a dayanan tek bir örneği bile yoktur. Doğrudan Tanrı’nın cennetteki tahtına gitmemiz isteniyor. “Onun için Tanrı'nın lütuf tahtına cesaretle yaklaşalım; öyle ki, yardım gereksindiğimizde merhamet görelim ve lütuf bulalım.” (İbraniler 4:16, İncil). Tanrı’nın bizleri bağışlayacağı vaadiyle bu tahtın huzuruna çıkarız: “Günahlarımızı itiraf edersek, güvenilir ve adil olan Tanrı günahlarımızı bağışlayıp bizi her kötülükten arındıracaktır.” (1.Yuhanna 1:9, İncil)

İsa’nın ölümü, dirilişi ve göğe alınışından sonra öğrenciler İsa Mesih aracılığıyla günahların bağışlanmasını duyurmaya devam ettiler. Giderek genişleyen bu duyurunun tarihsel anlatımını Yuhanna İncili’nden sonra gelen kitapta okuyabilirsiniz. Kitabın adı Elçilerin İşleri. Öğrenciler, Katolik rahiplerin sanki günah işleyen Hıristiyanların günahlarını çıkaran kişilermiş gibi davranan kişiler değil, Rabbin tanıklarıydı!