headerLogo2b-18pt-myriadpro

Neden Hıristiyan Oldum

52 mustafa trkiye testimony sizeBir yaz sabahıydı. Her zamanki gibi evde kahvaltı yaptıktan sonra gazeteye gittim. İşyerinde günlük işlerimi yaparken yazı işleri müdürü beni yanına çağırdı. Yeni bir görevle ilgili olduğunu düşünerek yanına gittim.

Beş kardeşiz ve ben ikinci çocuğum. Babam, İleri İslam Enstitüsü’nde çalışmalarını tamamladıktan ve Kuran’ı ezberledikten sonra siyasete atıldı. Uzun bir süre işçi sendikasının da başkanlığını yaptı. Her muhafazakâr aile gibi benim ailem de çocuklarının eğitiminin, özellikle de dini eğitiminin her yönüyle çok ilgiliydi.

O sırada Türkiye’deki en büyük gazetelerden birinin özel haber servisinde çalışıyordum. Bitirdiğim okullar ve yaptığım araştırmalardan ötürü gazetenin yönetimi bu tür bir pozisyonda başarılı olacağıma kanaat getirmişti. 

Gazetenin yazı işleri müdürü çok genç, dinamik ve fikirlerinden kesinlikle ödün vermeyen bir insandı. Gazetenin tirajını artırmak için elinden gelen her şeyi yapıyordu.  

Bir gün yazı işleri müdürü bana şöyle dedi, "Biliyorsun, yurtdışındaki diplomatlarımız Ermeni terör örgütü ASALA tarafından saldırıya uğradı. Benim duyduklarıma göre bu terör örgütü Türkiye’deki Ermeni kiliseleri tarafından finanse ediliyormuş. Kiliselere gidip kendini Ermeni olarak tanıtıp araştırmanı istiyorum." 

Müdürle konuştuktan sonra gazeteden ayrıldım ve giysilerimi değiştirmek için eve gittim. Kafam plan yapmakla meşguldü. Nasıl ve nereden başlamalıyım? Bu sırada, dışarıdan yüzeysel bir araştırmaya giriştim. Birincisi, Kutsal Kitap adı verilen Tevrat, Zebur ve Yeni Antlaşma’yı satın alıp okumaya başladım. Çocukluğumdan beri kuvvetli bir dini eğitim aldığım ve Kuran’ı da bildiğim için Kutsal Kitap bana çok tuhaf gelmedi. Kısa bir süre içinde okumayı bitirdim. 

İstanbul’daki kiliseleri ziyaret etmeye başladım. Kendimi Ermeni bir ailenin çocuğu ve satış sorumlusu olarak tanıttım. Kısa bir süre içinde bu toplulukların bir parçası olmaya başladım. Aynı zamanda Kapalı çarşı dükkânı olan birisiyle de ilişki kurmaya başlamıştım. Fakat ne kadar derinlemesine araştırma yapsam da terör örgütüyle bir bağlantı bulamıyordum. 

Bir ay sonra gazeteye gidip her şeyi editöre anlattım. Dedi ki, "Sadece oraya gidip öyle dolaştın. Bana hikâye anlatma! Muhbirlerim yanılıyor olamaz. Tekrar git, hikâyeyi yaz ve bana getir." Başka bir seçimim olmadan gazeteden ayrıldım ve kiliselerle ilgili soruşturmama devam ettim. 

Kiliselere devam eden kişilerle daha yakın bir ilişki kurmaya çalıştım. Tabii, kilisenin rahibi düzenli olarak kiliseye devam ettiğimi görünce, ‘Her cumartesi yeni bir Katekizm dersimiz var. (Katekizm dersinde, Ortodoks inancında yeni olanlar, mezheplerinin temel öğretişlerini öğrenirler.) İstersen gelebilirsin. Katılmak isteyen herkes katılamaz. Bu sadece Hıristiyanlar için. Amacı Hıristiyan inançları konusunda anlayışlarını ilerletmek ve kilise hakkında öğrenmek’ dedi. Sonunda gizli toplantılara katılabileceğimi düşünerek büyük bir sevinçle teklifini hemen kabul ettim. Toplantının yerini ve zamanını öğrenip oradan ayrıldım.

O hafta sonuna kadar araştırmamı sürdürürken toplantılarla ilgili olabilecek her senaryoyu düşündüm. Sonunda cumartesi günü geldi. Toplantılar cumartesi günleri saat 5’te kilisenin bodrum katında yapılıyordu. Toplantıya büyük bir heyecanla katıldım. Rahip toplantının başında beni grupla tanıştırdı. Toplantı sırasında insanlar İsa ve sözleri hakkında daha fazla öğrenme fırsatım olması için dua ettiler.

Tabii onlar benim için dua ederken içimden gülüyordum. Onlarla alay ediyordum çünkü asıl Kutsal Kitap’ın değiştirildiğini ve İsa’nın çarmıhta ölmediğini biliyordum. Kuran böyle öğretiyordu. ‘Aptallar,’ diye düşündüm çünkü ben gerçeği biliyordum. Kutsal Kitap’ın aslı değiştirildi. Düşünülemez olanı yapıyorlardı. Tanrı’ya eşit bir ortak koşuyorlardı. Tanrı tek bir varlıktır. Doğmamıştır ve doğurmamıştır. Bunları düşünürken toplantı sona erdi. Herkes çıkmaya başladı ve çıkarken bana şöyle dediler, ‘Evde senin için dua edeceğim. Bize katılmana sevindik." Toplantıya katılan insanların bazıları eskiden Müslüman iken sonradan Hıristiyanlığı seçmişlerdi. Başka bir deyişle dinlerini değiştirmişlerdi. Rahip toplantının sadece Hıristiyanlar için olduğunu söylediğinde aslında eskiden Müslüman olanların olması bana ilginç gelmişti. Onlara hain gözüyle bakıyordum. Bana göre yanlış yola saptırılmışlardı, beyinleri yıkanmıştı. Ama bu nasıl olabilirdi? Bu sorunun yanıtını bulmalıydım. 

Diğer herkes gibi ben de toplantıdan ayrılıp eve gittim. Eve vardığımda yazı işleri müdürünün arayıp mesaj bıraktığını öğrendim. Üzerimde baskı hissediyordum çünkü araştırmama üç ay önce başladığım halde hakkında yazacağım olumsuz şeyler bulamamıştım. Oturup o ana kadar konuştuğum insanlar hakkında yazmaya başladım. Dinlerini değiştiren insanlardan ve toplantıya katılanlardan memnun değildim. Ertesi gün Pazar ibadetine katıldıktan sonra yazımın son halini hazırladım. Pazartesi sabahı gazeteye gidip yazı işleri müdürüne götürdüm. Beni gördüğünde öfkeliydi ve bana bağırmaya başladı, "Henüz bir şey bulamadığını söylemeye cesaret etme sakın." Makalemi verdim. Hemen büyük bir ilgiyle yazımı okudu. Dedi ki, "Bunun gibi yazılar yazmaya devam edeceksin. Her hafta senden bunun gibi yazılar istiyorum. Şimdi muhasebeye git ve primini al." Çok memnun ve mutluydum. Hemen muhasebeye gidip paramı aldım. Üzerimden ağır bir yük kalkmış gibi, kendimi rahatlamış hissederek gazeteden ayrıldım.

Bu konuyu araştırmaya başladığımdan beri herkesten ve her şeyden uzak durmuştum. Arkadaşlarım arayıp mesaj bırakmışlardı ama onları geri arama fırsatım olmamıştı. Yakın arkadaşlarımdan biri reenkarnasyona inanmaya başlamıştı. Nitekim arkadaşımın yardımıyla bu konuda bir dizi makale yazmıştım. Önceleri bana çok ilginç geliyordu. Fakat Kuran’a aykırı olan yönleri nedeniyle ilgim fazla uzun sürmedi. Bazen bu konuda kitaplar okuyordum. 

Ama arkadaşıma kötü davrandığımın farkındaydım. Onu arayıp akşam yemeğe çıkmamızı teklif ettim. ‘Bu değersiz insanları suçlayıcı kanıtlar bulmakla çok meşguldün’ dedi bana katılarak. Akşam yemeğe çıkıp konuşalım.’ O akşam buluştuk, yemek yedik ve derin konularda konuştuk. Tabii ki reenkarnasyon konusu hakkında da konuştuk. Beni bunun gerçek olduğu konusunda ikna etmeye çalışıyordu. Gece boyunca konuştuktan sonra eve gitmek üzere ayrıldım. Konuşmalarımız hoşuma gitmişti. Uzun süredir buna ihtiyacım vardı diye düşündüm.

Sabahleyin her zamanki gibi Hıristiyan dükkân sahiplerini ziyaret ederek günüme başladım. Sırf onları görmek için uğradığımı söyledim. Tipik bir yaşamları vardı. Bana gelince, orada oturup şüpheyle beklerken kendi kendime şöyle düşünürdüm, "Acaba bugün onlarla konuştuğumda yeni bir şeyler öğrenebilecek miyim?" İki gün sonra, gazetedeki başlığı gördüm, "Rahibin KANCASI". Dinlerini değiştiren Müslümanlardan bahsediliyordu ve bu insanların terör örgütleriyle ilişkisi olabileceği yazılmıştı. Yazıda, cumartesi günkü özel toplantılara katılanların bir kısmının isimlerinin listesi vardı. Bu haberler Hıristiyan toplulukta büyük bir şok etkisi yarattı ve çok sıkıntı duydular. Ziyaret ettiğim kiliselerde ne zaman bu haberlerden bahsedilse içten içe seviniyordum. Ama benden şüphelenmemeleri için benim de dışarıdan üzüntülü görünmem gerekiyordu. 

Yine cumartesi geldi ve her zamanki gibi toplantıya katıldım. Toplantıda bir üzüntü havası vardı. Rahip podyuma çıkıp yayınlanan haberler hakkında konuşmaya başladı. 

İnsanların kilise ve kiliseye gidenler hakkında görüşlerinin değiştiğini ve yanlış anlaşıldıklarını söyledi. İsa’ya iman edenlerin bir denenme sürecinden geçtiğini belirtti. Konuşmasının sonunda, ‘yanlış anlaşılanlar için dua edelim,’ dedi. Herkes bu konuda dua etmeye başladı. Ben bile yüksek sesle dua ettim, ‘Rab, lütfen yanlış anlaşılan kardeşlerimize yardım et. Onlara sabır ve kuvvet ver. İnsanların yüreklerine gerçeği açıkla." Dua etmem gerekti çünkü kimsenin benden kuşku duymasını istemedim. Dışarıdan bakıldığında olaylardan dolayı çok üzülmüş görünsem de içimde aslında seviniyordum. Kendi kendime şöyle dedim, "Bunun olması iyi oldu. Gerçek İslam inancını bırakıp Batı’nın Hıristiyanlığını seçtiniz!" Ertesi gün Pazar ibadeti için kiliseye gittikten sonra eve gidip yazımı yazdım ve gazeteye gönderdim. 

O andan itibaren araştırmam farklı bir yön aldı. Ermeni militanlarıyla ilgili asıl konu gizli dini toplantılar konusuna doğru değişmekteydi. Tabii bu insanlar gizlice terör gruplarının işlerini destekliyor olabilirlerdi. Şimdi tek ihtiyacım yazılarımın tamamlanması için iyi bir resim bulmaktı. Böylece hafta içi bir gazete fotoğrafçısını ayarladım ve toplantının zamanı ve yeri hakkında bilgi verdim. Fotoğrafçı toplantı sırasında gelip resim çekecekti. Planımı birkaç kez açıkladım. ‘Fotoğraf makineni saklayacaksın. Sonra şuradan girip bir iki fotoğraf çekmen yeterli." 

Plan hazırdı. Her zamanki gibi tam başlarken cumartesi toplantısına katıldım. Önceki haftanın rahatsız edici yazılarından dolayı gazetenin haberinde yanlış bir şekilde temsil edilen kişiler çevrelerinde epey sıkıntı yaşıyorlardı. Toplantıya katılanlar bundan söz ediyordu. Diyorlardı ki, ‘Yasa dışı Ermeni terör grubu ASALA hakkında bir sürü soru soruyorlar. Bunun gibi gizli toplantılara katılmamızla ilgili neden sorular soruyorlar? Cevaplarımıza inanmıyorlar ki, bize kötü kötü bakıp küfrediyorlar. Acaba bu gizli toplantı hakkında kim bilgi verdi? Bu bilgi nedeniyle insanlar bize kuşkuyla bakıyor." 

Benden kuşkulanmamaları için hemen yazıyı yazan gazeteciye lanet okumaya başladım. Ama hemen, ‘Sus, lanet okuma. Yahuda İskaryot’un aynı şeyi İsa’ya yaptığını unutma. Bu durum için Tanrı’ya şükretmeliyiz çünkü İsa diyor ki, ‘Bana olan sadakatiniz yüzünden insanlar size zulmedecekler. Ne mutlu size, kötü sözler söylediklerinde. Sevinin! Çünkü göklerdeki ödülünüz büyüktür’ dediler. Sonra sordular, ‘İsa’nın bu sözlerini bilmiyor musun?’ 

Dedim ki, "Tabii ki biliyorum ama bu ikiyüzlülük. Söylenen bu yalanlar yüzünden sıkıntı içindesiniz. O yüzden lanet okuyorum." Şöyle karşılık verdiler, "Kardeşim lütfen lanet etme. Tanrı gerçeği biliyor ve onlara yüreklerinde gerçeği açıklayacak." Rolümü gerçekten iyi oynuyordum. Toplantının tam ortasında flaşın patlamasıyla dikkatleri dağıldı. 

Biri uzaktan fotoğraf çekiyordu! ‘Hey dur!’ deme fırsatı olmadan fotoğraf çeken kişi kaçtı. Birkaç kişi arkasından koştu ama yakalayamadılar. Yine bir araya gelip dua etmeye başladılar. Dualar fazla uzun sürmedi ve hepimiz oradan ayrılıp evlerimize gittik. 

Fotoğraf çekme işi benim açımdan iyi oldu. Fotoğraf çekilirken aralarında olduğum için benden kuşkulanamazlardı. Her şey çok iyi bir şekilde devam ediyordu. Fakat insanların karşılık verme biçimi beni düşündürdü. İnsanların size kötü davranması karşısında sevinerek karşılık vermek, bu fikir bana çok saçma geliyordu. Her durumda, bu insanlar değiştirilmiş bir kitaba inanıp okudukları için zaten aptaldı. Kısacası aldatılmışlardı. 

Haftanın yazısını tamamlayıp pazartesi sabahı gazeteye götürdüm. Hemen fotoğrafçıyı bulup başarısından ötürü tebrik ettim. Bana göre önemli bir şey yapmıştı ve ben ihtiyacım olan resmi elde etmiştim. Fotoğrafçı şöyle dedi, "Beni yakalayacaklar diye çok korktum." İçinde benim de olduğum resimleri çıkardım. 

Hemen editörün yanına gittim ve araştırdığım konular ve gittiğim kiliseler hakkında konuştum. Şöyle dedi, “Bu insanlar aptal. Değiştirilmiş bir kitaba inanıyorlar. İsa hiç ölmediği halde öldüğüne inanıyorlar. Aslında Kuran gerçeği tam olarak ve açıkça söylüyor. Kutsal kitaplarının özü değiştirilmiş ve onlar değiştirdiler. İsa’ya gelince, hiç ölmedi ve hemen göğe alındı. İslam’ı bırakıp Hıristiyanlığı seçen yozlaşmış insanlar bunlar.” Editör hem babamın İslami bir akademisyen olduğunu hem de benim küçüklüğümden beri Kuran’la ilgili iyi bir dini eğitim aldığımı biliyordu. Onunla aynı fikirde olduğumu biliyordu ve birlikte güldük.

Gazeteden ayrıldıktan sonra biraz dolaştım. Ama editörle konuştuğum konular içimi kemirmeye başladı: Tevrat, Zebur ve Yeni Antlaşma’nın orijinal biçimi değiştirilmişti. İsa çarmıhta ölmemişti. 

Bunların doğru olarak kabul edildiğini biliyordum çünkü İslam dünyası bu gerçeklerin Kuran’da yazıldığını öğretiyor. Fakat beni asıl düşündüren şey Kuran’ın açıkça bu şeyleri söyleyip söylemediğiydi. O güne kadar Kuran’ı pek çok kere okumuştum ve hatta Kuran ve İslam konusunda özel bir eğitim almıştım. Her şeyin üstünde, babam İleri İslami Çalışmalar Enstitüsü’nün mezunuydu ve aynı şeyleri söylüyordu. Kuran’daki hangi ayetin Kutsal Kitap’ın özünün değiştirildiğini söylediğini merak ettim. Durmadan bunu düşünüyordum ama hatırlayamadım. Öylece oturup saatlerce düşündüm. Bu soru beni içten yiyip bitiriyordu. Nasıl oluyor da hatırlayamıyordum, özellikle de İslami eğitimim düşünülürse? Bu durum benim için çok zordu. Fakat öte yandan, Kutsal Kitap’ın değiştirildiğine ilişkin bilgimden emindim. Sokaklarda ne kadar Müslüman’la karşılaşırsam karşılaşayım onlar da aynı şeyi söylerdi. Gece yarısına kadar düşünceli bir şekilde dolaştıktan sonra eve gidip kitaplarıma bakmaya başladım. 

Bunu yaparken Kuran’a dini bir hayretle bakamıyordum. Bu konuda düşüncelerimin doğru olduğundan emin olmak için İslami kitaplara objektif bir şekilde bakıyordum. 

Bu kitaplarda bulduğum bilgilerin doğru olduğundan emin olduktan sonra Kuran’ı açıp Türkçe çevirisini okumaya başladım. Daha önce defalarca okuduğum halde sanki benim için yeni bir deneyimdi ve Kuran’daki yazılar farklıydı. Okuduğum ayetlerin bazıları şunlardı: 

“Rabbinin Kitabı’ndan sana vahyedileni oku. Onun kelimelerini değiştirebilecek yoktur.” (Kehf 18:27)

"O, öncekilerini tasdik eden kitabı sana gerçek olarak indirdi ve indirdiği Tevrat ve İncil de, bundan önce insanları doğruya iletmek içindi.” (Al-i İmran 3:3)

“Allah'ın kelimelerini değiştirebilecek hiçbir kimse yoktur.” (Enam 6:34)

“O'nun sözlerini değiştirecek kimse yoktur.” (Enam 6:115)

“Allah'ın sözlerinde asla değişme yoktur.” (Yunus 10:64)

“Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın.” (Fetih 48:23)

“Biz, içinde doğruya rehberlik ve nur olduğu halde Tevrat'ı indirdik. Kendilerini (Allah'a) vermiş peygamberler onunla Yahudilere hükmederlerdi. Allah'ın Kitabı’nı korumaları kendilerinden istendiği için Rablerine teslim olmuş zâhidler ve bilginler de (onunla hükmederlerdi). Hepsi ona (hak olduğuna) şahitlerdi.” (Maide 5:44)

“Kendinden önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı olarak peygamberlerin izleri üzerine, Meryem oğlu İsa'yı arkalarından gönderdik. Ve ona, içinde doğruya rehberlik ve nur bulunmak, önündeki Tevrat'ı tasdik etmek, sakınanlara bir hidayet ve öğüt olmak üzere İncil'i verdik.” (Maide 5:46)

Kuran’daki bu ayetler, Eski ve Yeni Antlaşma kitaplarının sağlam olduğunu ve bunlarla kurtuluşa erişilebildiğini göstermekteydi. Peygamber İsa’nın Eski Antlaşma’yı desteklediğini ve gerçek yolun bulunduğu Yeni Antlaşma’nın önceki kutsal kitapların bir teyidi olarak geldiğini gösteriyordu. Son olarak, Kuran’ın amacı Kutsal Kitap’ı teyit etmek ve korumaktı. 

“Ey Kitap ehli! Siz, Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni hakkıyla uygulamadıkça, (doğru) bir şey (yol) üzerinde değilsinizdir" de.” (Maide 5:68)

Kuran, Hıristiyan kutsal kitaplarına itaat etmeyi ve bunları takip etmeyi söylüyordu. Onlara itaat etmeyenlerin günahkâr olduğunu söylüyordu.

“İncil'e inananlar, Allah'ın onda indirdiği (hükümler) ile hükmetsinler.” (Maide 5:47)

“Ey iman edenler! Allah'a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği Kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman (da sebat) ediniz.” (Nisa 4:136)

Kuran açıkça Eski ve Yeni Antlaşma’daki kitaplara uyulması gerektiğini ve bu kitapların sağlam ve güvenilir olduğunu ifade ediyordu. Ayrıca, Kuran bütün inananlara Kuran’a ve kendisinden önce gelen kitaplara, yani Eski ve Yeni Antlaşma kitaplarına inanmayı buyuruyordu. Burada Eski ve Yeni Antlaşma’nın Müslümanlara açık seçik bir çağrısı vardı.

“İşte onlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Eğer onlar (kâfirler) bunları inkâr ederse şüphesiz yerlerine bunları inkâr etmeyecek bir toplum getiririz. İşte o peygamberler Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de onların yoluna uy.” (Enam 6:89-90)

Okuduklarım karşısında hayrete düşmüştüm. Hemen neler söylediğine bakmak için Kutsal Kitap’ın değiştirilmiş olması hakkında diğer ayetlere baktım ama aynıydı. Burada bir hata olması gerekiyordu. Kuran aslında Eski ve Yeni Antlaşma’nın düşüncesinin değiştiğinden söz ediyordu. İslami dünyada hakim olan düşünce doğru değildi. Kuran tam tersini söylüyordu. Yani asla değiştirilemezlerdi. Eğer İslam’ın Kutsal Kitap’ın değiştirilmesi konusunda öğretişleri doğru ise, İslam eğitiminde bu düşüncenin sürekli olarak öğretildiği de göz önünde bulundurulursa bu, Kuran’ın yanıldığı anlamına gelir. ‘Tövbe tövbe,’ dedim, ‘Bunun mümkün olmadığını biliyordum. Bu düşüncenin nereden gelmiş olabileceğini düşünmeye başladım.’ Tanrı, ‘kimse benim sözlerimi değiştiremez’ dedi ama insanlar, ‘Hayır, değiştirildi,’ diyorlar. Bu mümkün değildi. Kuran’daki birçok ayet Hıristiyanların kutsal kitaplarının sağlam ve Tanrı tarafından korunmuş olduğunu söylerken, başka ayetler aynı kitapların değiştirilmiş olduğunu söylüyordu. Burada açıkça bir çelişki vardı. Kuran’da hem değiştirildiğini söyleyen ayetler hem de değiştirilmediğini söyleyen ayetler vardı. Tanrı’nın bu tür bir çelişki içinde olması mümkün değildi.

Örneğin, 

“Şimdi (ey müminler!) onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysaki onlardan bir zümre, Allah'ın kelâmını işitirler de iyice anladıktan sonra, bile bile onu tahrif ederlerdi.” (Bakara 2:75)

“Kimi Yahudiler, kelimeleri tahrif ettiler ve din ile alay etmek için dillerini eğip bükerler de, “İşittik fakat karşı geliyoruz” ve “Sözlerinizi sağırlar işitir” ve “Bize bak” derler. Aslında, “İşittik ve itaat ettik” ve “Sizi işitiyoruz" ve “Bizi gözet” demiş olsalardı, kendileri için daha iyi ve daha doğru olurdu. (Nisa 4:46) 

Bu gibi ayetler gerçekten dikkatimi çekiyordu. 

Kuran Yahudilerin kutsal yazılarla oynadıklarından söz ediyordu. Bunu son zamanlarda özellikle Müslümanlara karşı yaptıklarını yazıyordu. Ama hiçbir zaman, ‘Eski ve Yeni Antlaşma değiştirilmiştir,’ ifadesiyle karşılaşmadım.
Birbiriyle çelişkili olan ayetler gerçekten çıkmaza götürüyordu insanı. Hangisine inanmalıyım? Değiştirildiğine mi, yoksa asla değiştirilemeyeceğine mi? 

Bu ayetler üzerinde düşündükten sonra aklıma başka bir soru geldi. "Kuran Eski ve Yeni Antlaşma’nın yetkisini ortadan kaldırıp yerine başka bir şey mi getirdi?" Bir kere daha, bu konuda Kuran’a başvurdum.

“Ey İsrailoğulları! Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki, ben de sözümü yerine getireyim.” (Bakara 2:40)

“O, sana Kitabı hak ve önceki kitapları tasdik edici olarak tedricen indirmiş daha önce de, insanlara doğru yolu göstermek üzere Tevrat ile İncil'i ve Furkan'ı indirmiştir.” (Al-i İmran 3:3)

“Bu Kuran Allah'tan başkası tarafından uydurulmuş bir şey değildir. Ancak kendinden öncekini doğrulayan ve o Kitabı açıklayandır.” (Yunus 10:37)

"Sana da, daha önceki kitabı doğrulamak ve onu korumak üzere hak olarak Kitabı (Kuran’ı) gönderdik.” (Maide 5:48)

Bu ayetleri okuduktan sonra Kuran’ın kendisinden önce gelen Eski ve Yeni Antlaşma’nın yetkisini ortadan kaldırmadığını gördüm. Sonra Yeni Antlaşma’ya bakmaya başladım.

“Bu kitaptaki peygamberlik sözlerini duyan herkesi uyarıyorum! Her kim bu sözlere bir şey katarsa, Tanrı da bu kitapta yazılı belaları ona katacaktır. Her kim bu peygamberlik kitabının sözlerinden bir şey çıkarırsa, Tanrı da bu kitapta yazılı yaşam ağacından ve kutsal kentten ona düşen payı çıkaracaktır.” (Vahiy 22:18-19, İncil)

Bu ayetlerin ışığında neden sürekli olarak farklı şeyler söylenip yazılıyordu? Ben bu şeyleri düşünürken zaman su gibi akıp geçmişti ve neredeyse sabah olmuştu. Biraz uyuduktan sonra bu ayetler hakkında birileriyle konuşacağıma söz vererek yatağa gittim. Kahvaltıdan sonra Kuran’ı ve birkaç yorum kitabını çıkardım ve evden ayrıldım. İslami kitaplar yayınlayan bazı yayınevlerine gitmeye karar verdim.
Buradan önemli bazı İslami akademisyenlerin adreslerini aldım. Onlarla iletişim kurmaya çalıştım ve o gün biriyle randevulaştım. Başka birine de ertesi gün için randevu verdim.

Birinci akademisyene bu konuları anlattım. Sözünü ettiğim ayetleri doğruladı ama aynı zamanda Yahudi ve Hıristiyanların kendi kitaplarını değiştirdiklerini söyledi. Ama diğer adam fikirleriyle gerçekten kafamı karıştırdı. Kitapların hem değiştirildiğini hem de değiştirilmediğini söyleyen ayetlere karşın, birçok Kuran akademisyeninden örnekler vermekle yetindi. Yanıtı beni tatmin etmemişti.

Eski ve Yeni Antlaşma’nın değiştirildiğinden söz eden ayetler, değiştirilmediğini söyleyen diğer ayetler ışığında şöyle sıralanıyordu:

“Şimdi (ey müminler!) onların size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Oysaki onlardan bir zümre, Allah'ın kelâmını işitirler de iyice anladıktan sonra, bile bile onu tahrif ederlerdi.” (Bakara 2:75)

“Ehl-i kitaptan bir gurup, okuduklarını kitaptan sanasınız diye kitabı okurken dillerini eğip bükerler. Hâlbuki okudukları Kitap'tan değildir.” (Al-i İmran 3:78)

“Kimi Yahudiler, kelimeleri tahrif ettiler ve din ile alay etmek için dillerini eğip bükerler de, “İşittik fakat karşı geliyoruz” ve “Sözlerinizi sağırlar işitir” ve “Bize bak” derler. Aslında, “İşittik ve itaat ettik” ve “Sizi işitiyoruz" ve “Bizi gözet” demiş olsalardı, kendileri için daha iyi ve daha doğru olurdu. (Nisa 4:46)

Apaçık olan bu çelişkiler hakkında düşünmeden duramıyordum. Düşüncelerime bir çıkış noktası bulamazsam patlayacağımı düşündüm. Kuran bir ayetinde bu kitapların da değiştirilmediğini söylerken başka bir ayette yazıların yanlış olduğunu söylüyordu.

“Biz, bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya onu unutturursak (ertelersek) mutlaka daha iyisini veya benzerini getiririz. Bilmez misin ki Allah her şeye kadirdir.” (Bakara 2:106)

“Şüphesiz biz onların: "Kuran’ı ona ancak bir insan öğretiyor" dediklerini biliyoruz. Kendisine nispet ettikleri şahsın dili yabancıdır. Hâlbuki bu (Kuran) apaçık bir Arapçadır.” (Nahl 16:103)

Yukarıdaki ayetlere göre Tanrı’dan gelen bazı ayetler hala geçerli sayılırken bazılarının yetkisi kaldırılmıştı, yani artık geçerli değillerdi.
“Allah dilediğini siler, (dilediğini de) sabit bırakır. Bütün kitapların aslı onun yanındadır.” (Rad 13:39)

Böylece, temel kitap Tanrı’nın tarafında olduğu için istediği gibi değiştirebilirdi. 

Tanrı bazen bir ayeti olduğu gibi bırakmış, bazen ise silmiş ya da çıkarmıştı. Bu şekilde Tanrı hem yazardı hem de, yazılanları geçersiz kılacak şekilde kendisini açıklayandı. Ama bu ayetlere rağmen Allah’ın söylediği başka bir ayeti hatırladım, “Artık hiçbir söz değiştirilemez. Ben kullara asla zulüm edici değilim.” (Kaf 50:29). Bu ayette tam tersi söyleniyordu. Bu ayetlerden hangisi doğruydu? Sormaya başladım, "Kutsal söz Tanrı’nın yönlendirişi altında değiştirilebilir mi?" 

İslam dinimizin tüm dünyaya karşı hoşgörülü olduğu söyleniyordu. Bir bölümde şöyle deniyor, “Sizin dininiz size, benim dinim de banadır.” (Kafirun 109:6)

İslam’da zorlama ya da baskı olmadığını vurgulamak için, ‘Sizin dininiz size, benim dinim de banadır’ gibi sözler kullanılırdı. Ama bu ayetler bu sözle çelişiyordu: 

“Onları yakaladığınız yerde öldürün.” (Bakara 2:191)

“Eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın, bulduğunuz yerde öldürün ve hiçbirini dost ve yardımcı edinmeyin.” (Nisa 4:89)

Bu sözler beni gerçekten rahatsız ediyordu. Yukarıdaki ayetlerden sonra nasıl hoşgörüden söz edebilirlerdi? Bizim inancımızdan olmayan kişilere nasıl "Sizin inancınız size, benim inancım bana’ diyebilirdik?

Araştırmama devam ettikçe çelişkiler artıyordu. Nereye baksam, her konuda, Tanrı’nın iki farklı görüşü vardı; biri olumlu, diğeri ise olumsuz. Tanrı, daha önce verilen sözünün yetkisini ortadan kaldırdıysa ve bunun yerine yeni bir şey koyduysa, o zaman Kuran, yetkisi ortadan kaldırılabilecek ve yeni yetki verilebilecek bir kitaptı. 

Bu konular hakkında düşünürken aynı zamanda reenkarnasyon hakkında bazı kitaplar okumaktaydım. İçinden çıkılmaz bir durumda olduğumu hissediyordum. Fakat reenkarnasyonda aradığımı bulamayacağımı biliyordum. Yani, yeni bir bedene sahip olmak ya da dünyaya yeniden gelmek daha önce bana ilginç görünmüştü ama şimdi bunlar saçma geliyordu. 

Doğum bir kere olduğu gibi Yargı Günü de bir kere oluyordu. Eğer birden fazla yaşamı varsa insanın, hangi beden, işlenen hangi günahlar ve hangi iyi şeyler için yargılanacaktı? 

Bu sıralarda gazeteden beni sık sık arıyorlardı. Ruhsal durumum yazılabilecek haberlerden daha önemli olduğu için onlara cevap vermiyordum. Telefona cevap vermiyordum. Gazeteden biriyle karşılaşsam iletişim kurmamış olmayı tatlı bir şekilde geçiştiriyordum.

Peki, tüm bu ayetlere rağmen Kuran Peygamber İsa hakkında neler söylüyordu? İsa gerçekten öldü mü? Çarmıha gerildi mi? Kuran’ın bu konuda söyleyeceklerini gerçekten merak ediyordum. Eve gittim ve bir kere daha kitaplarıma gömüldüm.

İşte İsa’nın çarmıhta ölümüyle ilgili olarak Kuran’da bulduğum ayetler: 

“Allah buyurmuştu ki: Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, seni nezdime yükselteceğim, seni inkâr edenlerden arındıracağım ve sana uyanları kıyamete kadar kâfirlerden üstün kılacağım.” (Al-i İmran 3:55)

“Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağı gün ona selam olsun!” (Meryem 19:15)

“Ve Allah’ın Elçisi Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdüklerini iddia ettiklerinden. Aslında onu öldüremediler, onu çarmıha da geremediler, onlar öyle yaptıklarını zannettiler. Bu durumu tartışanlar, bu konuda tamamen şüphe içindedirler. Onların buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece tahmin ederler. Onu kesinlikle öldürmediler.” (Nisa 4:157)

“"Nerede olursam olayım, O beni mübarek kıldı yaşadığım sürece bana namazı ve zekâtı emretti." Beni anneme saygılı kıldı beni bedbaht bir zorba yapmadı. Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kabirden kaldırılacağım gün esenlik banadır. İşte, hakkında şüphe ettikleri Meryem oğlu İsa -hak söz olarak- budur.” (Meryem 19:31-34)

Şöyle düşünmeye başladım: "Eğer Peygamber İsa, ölmeden hemen cennete alındıysa kime yardım ediyordu? Orada yoksul Müslümanlar olsa da onlara yardım eden İsa mıydı? Değilse, eğer hala dünyadaysa ve yaşıyor idiyse, nerede ve kime yardım ediyordu?" Eğer yardım etmediğini kabul ediyorsam, o zaman dünyada olmadığına ve gerçekte öldüğüne inanmalıydım.

Delirmeye başlıyordum. Araştırdıkça yeni şeyler keşfediyordum ve bendeki kitaplardan bir sonuca ulaşamıyordum. Yapılabilecek tek şeyin babamla konuşmak olduğunu düşündüm. Bu konuda bana çok yardımcı olabilirdi. Ayrıca, onun uzmanlık alanıydı. Diğer İslami akademisyenler kadar bilgiliydi ve kesinlikle yardımcı olurdu. 

Hemen babamı aradım. Telefonu çevirirken gece yarısı olduğunu fark ettim. Telefonun ucunda babamın çok uykulu bir şekilde cevap verdiğini fark ettim. O gün ya da ertesi gün çok önemli bir konu hakkında kendisiyle konuşmam gerektiğini söyledim. Neyin bu kadar önemli olabileceğini sordu ve söylenerek benimle buluşmayı kabul etti. 

Sabahleyin telefonun ısrarlı çalmasıyla uyandım. Ertesi günkü haber için son yazımı yazmamı isteyen burnundan öfke püsküren yazı işleri müdürüydü. Evde kahvaltı yaptıktan sonra hazırlandım ve yine birkaç kilise ve tanıdığım bazı kişileri görmek niyetiyle evden çıktım. 

Önce, Kapalı Çarşı’daki bazı dükkân sahiplerine uğradım. Onlarla biraz sohbet ettikten sonra kiliseye gittim. Rahip, her zamanki gibi sabah duasını bitirmiş dinleniyordu. Beni gördüğünde, dedi ki, ‘Bugün çalışmıyorsun sanırım. Hadi gel birlikte çay içelim." Birlikte kilisenin mutfağına gittik. Çeşitli şeylerden söz ettikten sonra son günlerde haberlere konu olan Ermeni militan grupları konusunu açtım. Bu grupların kiliseler tarafından desteklendiği ve Türkiye’den destek geldiği yönündeki genel kanıları anlattım. Benim de böyle düşündüğümü söyledim. 

Rahip şöyle cevap verdi, "Bu olanaksız. Sen kendin görüyorsun, kilisenin temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanıyoruz. Ayrıca, teröristlerin işini desteklemek bizim işimiz değil. Kilise ve terör grubu arasında bir bağlantı konusuna gelince, bu tamamıyla yanlış. 

Tarihe baktığımızda, Hıristiyanlık da dahil olmak üzere her dinde dini kendi amaçları için kullanmak isteyen, niyetlerini gizleyen kişiler olduğunu gördük. Bunu yapanlar hala olabilir. Ama samimi bir Hıristiyan ya da kurulu kilise yıkıcı amaçları olan bu gruplarla asla ilişki içinde olmaz. 

İsa çarmıhta öldüğünde bile kimseye kötü bir söz söylemeden öldü. Aksine, İsa dedi ki, ‘Biri sağ yanağınıza vurursa, sol yanağınızı çevirin.’ Biz O’nu izliyoruz nasıl olur da insanlığa zarar veren bu gibi etkinlikleri bilerek destekleriz? Bütün bunlar sadece yalan." 

Rahip konuşurken söylediklerine inanmak istedim. Fakat bana açıklanan şeyler çok farklıydı. Biraz daha rahiple konuştuktan sonra oradan ayrıldım. Gazete için son yazımı hazırlayıp bu konuya noktayı koymalıydım.

Bunu nasıl yapacağımı düşünerek eve döndüm. Yemek hazırlayıp yemek yemek için oturdum. Yemek boyunca düşüncelerimi toparlamaya çalıştım. Bitirdikten sonra masama gittim ve o ana kadar gördüğüm ve tartıştığım konuları yazmaya başladım. Fakat yazarken düşüncelerim köktenci bir Müslüman’ın yazı biçimini almaya başladı. Doğru yoldan saptıkları için bu insanların cezalandırılması gerekti. Kendimi bu düşünceyle ikna etmeye çalışırken yazmaya devam ettim. Ama yüreğim adaletsizlik yaptığımı düşünmeye başladı.

O ana kadar, araştırmam boyunca bu insanlarda yanlış olan bir şey görmemiştim. Aksine, inandığım kitap olan Kuran’ın bile bu insanları tam olarak mahkûm edemediğini görmüştüm. Kutsal kitaplarının hem değiştiği hem de değişmediği söyleniyor. Yanlış yola saptıkları da söyleniyor, sapmadıkları da söyleniyor. Aklım bu şeyleri düşünmekten bitkin düşmüştü. Yatağıma gidip uyumaya çalıştım. 

Uyandığımda, neredeyse öğleden sonra olmuştu. İçimde hala korku vardı. ‘Ne yaptım? ‘Ne yapıyorum?’ diye düşünmeye başladım. Son günlerde yaptığım şeyleri düşünmeye başladım. Bir şey yersem daha iyi düşünebilecektim belki de. Yemek yerken düşünmeye devam ettim. Sonunda, bu yazıları dedikodulara ve kendi yargılarıma dayanarak yazdığım sonucuna vardım. Fakat bu yargılar benim tarafımdan yapılmamalıydı, İslam dünyasındakiler yapmalıydı. Kendimi toparladım ve o akşam babamın evine yemeğe gittim. 

Evine giderken babamı düşündüm. İyi bir İslami eğitimi vardı ama konusunda yoğun araştırma yaptıktan sonra inancında bir kriz noktasına gelmişti. Önceleri Kuran’ı sık sık okuyan ve namazını kılan babam araştırmasından sonra ateist oldu. Bulduğu bazı çelişkilerin üstesinden gelemediğini ve bunlara mantıklı cevaplar bulamadığını söylemişti. 

Bütün notlarımı yanımda babamın evine götürdüm. Vardığımda, anne babam neden uzun zamanlar onları aramadığımı, neden gece yarısı telefon ettiğimi ve neler olduğunu sordular.  Sorularını yanıtlamaya çalıştıktan ve onlarla biraz sohbet ettikten sonra babamla özel olarak konuşmak istediğimi söyledim. Başka bir odaya geçtikten sonra babama araştırdığım konuları ve bunları anlamakta zorlandığımı anlattım. "Peki, benden ne istiyorsun?" dedi. Bu şeyleri bana açıklamasının iyi olacağını söyledim. Bunu söyledikten sonra İsa’nın gerçekten çarmıhta ölüp ölmediği ve Üçlübirlik hakkında düşüncelerini sordum. 

Babam şöyle cevap verdi, "İyi ve doğru din der ki, ‘Tartışma, yoksa imanında kuşkuya düşersin.' Bu konuları araştırırken tabii ki başkalarıyla tartışacaksın. Ama bu konularda bu kadar zaman harcama yoksa benim düştüğüm duruma düşersin." 

Babamdan bana yardım etmesini rica ettim. Bu şeyleri bana en iyi şekilde açıklayabileceğini söyledim. Ricalarımdan sonra bana yardım etmeyi kabul etti.

Babam dedi ki, "Evet, Kuran’da Eski ve Yeni Antlaşma’dan söz eden ayetler doğru. Bu ayetlerin bazılarına baktığımız zaman Eski ve Yeni Antlaşmaların değişmediğini ve Kuran’ın onların yetkisini geçersiz kılmak için gelmediğini görüyoruz. Ama Kuran’da başka ayetler bu kitapların değiştirildiği kavramını destekliyor. Bazı Yahudi liderlerin bu kitaplardaki yazıları değiştirdiği söyleniyor. Ama bazı İslami akademisyenler bu konularda çok farklı düşünüyorlar.”  

"Üçlübirlik konusuna gelince, Kuran gerçek imanlıların Tanrı’ya ortak koşmadığını, yani, başkalarını Tanrı’ya eşit görerek putperestlik yapmadıklarını söylüyor." 

“İçlerinde azıtanlar bir yana, kitap verilenlerle en güzel şeklin dışında tartışma.” (Ankebut 29:46)

“Hepsi aynı değildir. Kitabı izleyenlerin arasında doğru bir topluluk vardır ki Allah’ın ayetlerini geceleyin okurlar ve secdeye kapanırlar. Allah’a ve Son güne inanırlar, doğruluğu emreder ve kötülüğü menederler ve iyilikte yarışırlar. İşte bunlar, iyilerden olanlardır.” (Al-i İmran 3:113-114)

“Bu ayetler Hıristiyanların tek bir Tanrı’ya inandığını gösteriyor. Hıristiyanlar bir Tanrı’ya inanıyor ve ellerindeki kitabı okuyup saygıyla tapınıyorlar." 

"Hıristiyan inancında açıklandığı şekliyle Tanrı’nın kişiliğini tam olarak açıklayacak bir ayet gösteremem sana Kuran’dan. Ama burada bu konuda gösterebileceğim birkaç ayet var." 

“Meryem oğlu Mesih İsa, ancak Allah'ın elçisi ve kelimesidir. Onu (‘OL’ kelimesini) Meryem'e yöneltmiştir ve O'ndan bir ruhtur.” (Nisa 4:171, Ali Bulaç Meali). "Bu ayette Tanrı’nın özü, Tanrı’nın sözü ve Tanrı’nın ruhunu görüyoruz. Açıklayayım. Peygamber İsa’nın Tanrı’nın sözüyle ilişkisi hakkında:" 

“Meryem oğlu İsa'ya belgeler verdik, onu Ruhul Kudüs'le destekledik.” (Bakara 2:253, Diyanet İşleri Meali-eski). "Bu ruhun tam çevirisi Kutsal Ruh’tur.” 

"Şimdi, İsa’nın çarmıhta ölmesini soracaksın. Ama önce sana önce şunu söyleyeyim, bu tartışmaya çok derinlemesine girmemelisin yoksa benim gibi ateist olursun. Ama beni ikna ettiğin için şimdi sana bu meseleyi açıklayacağım."

"Kuran, İsa’nın çarmıhta ölmediğini ve hemen cennete alındığını söylese de, bu ayetler var: 

“Ve Allah’ın Elçisi Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdüklerini iddia ettiklerinden. Aslında onu öldüremediler, onu çarmıha da geremediler, onlar öyle yaptıklarını zannettiler. Bu durumu tartışanlar, bu konuda tamamen şüphe içindedirler. Onların buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece tahmin ederler. Onu kesinlikle öldürmediler.” “Kitap verilenlerden her biri, kendi ölümünden önce ona inanması gerekiyordu. O da Diriliş gününde, onların aleyhine şahit olacaktır.” (Nisa 4:157,159)

“Allah buyurmuştu ki: Ey İsa! Seni vefat ettireceğim, seni nezdime yükselteceğim, seni inkâr edenlerden arındıracağım ve sana uyanları kıyamete kadar kâfirlerden üstün kılacağım.” (Al-i İmran 3:55)

"Aslında İslam hocalarının İsa’nın cennete alınması konusunda farklı fikirleri var. "Tavaffaytani" sözü genellikle "öldüren" anlamında kullanılsa da, Razi adlı İslam hocası tarafından, "yükseltmek" olarak çevrilmiştir. Bu sözcüğün aynı zamanda "uyandırmak" anlamında da kullanılabileceğini söylüyor. Eğer Razi ve diğer akademisyenler haklıysa, İsa peygamber dünyadan ayrılışında hiç ölmeyecekti."
“Yeryüzünde bulunan her canlı yok olacak. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacak.” (Rahman 55:26-27)

“Ben onlara sadece bana emrettiğini söyledim, ‘Benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin.’ Onların aralarında kaldığım sürece, onların üzerine bir şahittim. Benim hayatıma son verdiğinde, onların üzerine Gözetleyici Sen oldun. Sen, her şeye şahitsin.” (Maide 5:117)

"Akademisyenler bu konuda farklı görüşleri benimseyerek sonunda ikiye bölündüler. Birinci grup Tanrı’nın İsa’nın bu olaylardan geçmesini sağlayacağını, yani öldürülmesine izin vermeyeceğini savunuyor. Yani İsa’yı cennette yanına yükselterek ve meleklerle kendi huzuruna çekerek, İsa’yı öldürmelerine izin vermeyerek İsa’yı korurdu." 

"Diğer grup ise, "Seni bunlardan geçirecek olan benim", yani "Seni öldürecek olan benim." İbnu Abbas ve Ham b. İshak, İsa’nın düşmanları olan Yahudiler tarafından  Mesih’in öldürülemeyeceğini söylüyorlar. Tanrı, onu cennete yükselterek onurlandırdı. Bu gruptaki akademisyenler anlaşmazlığa düştüler ve sonunda bu konuda üç farklı görüşe sahip oldular: 

1) Muhammed b. İshak: Yedinci saatte İsa peygamber öldü. Sonra Tanrı dirilişini gerçekleştirdi ve onu cennete yükseltti.
2) Vehb: İsa üçüncü saatte öldü ve daha sonra cennete yükseltildi.
3) Rabi b. Enes: Tanrı onu öldürdü ve sonra cennete yükseltti.

"İşte böyle oğlum. Bazı İslam akademisyenleri bu ve başka konularda görüş ayrılığına düştüler. Baban olarak benim sana söyleyeceklerim bundan ibaret." 

Babamın açıklamaları benim için yeterliydi ama kendimi bir türlü tatmin olmuş sayamıyordum. Sonra annem geldi ve onunla biraz konuştuktan sonra oradan ayrıldım. Eve gidene kadar ve hatta bu güne kadar, öğrendiğim bu şeyler aklımda büyük bir yer tuttu. Eve döndükten sonra doğrudan çalışma odama gittim. 

Masama oturur oturmaz saygıyla dua etmeye başladım. "Tanrım, varlığına ve birliğine inanıyorum. Lütfen bana son birkaç haftadır içinde olduğum durumu açıkla. İnsanlar bana bir şey açıkladığında sadece kendi fikirlerine dayanarak açıklıyorlar. Sen ise bana her konuda gerçeği ve hatta kendini açıklayabilirsin. Sana yalvarırım- bana gerçeği göster." 

Bu duayı bitirdikten sonra başka kitaplara da bakma ihtiyacı duydum. Bu konularla ilgili olarak Kuran’daki araştırmamı tamamlamıştım ama Eski ve Yeni Antlaşma’nın bu konularda söyleyeceklerini merak ediyordum. Aklımda birçok soru vardı ama gazeteci olarak araştırılamayacak ya da ortaya çıkarılamayacak bir sır olmadığını biliyordum. Son aylarda İstanbul’da farklı kiliseleri ziyaret ettim, Kutsal Kitap çalışmalarına katıldım, birçok Hıristiyan ve rahiple konuştum ve saatlerce Kutsal Kitap’ı ve Hıristiyanlık hakkında başka kitapları okudum. Artık oturup, aylar boyunca duyduğum ve üzerinde çalıştığım bütün bu şeylerden bir anlam çıkarmanın zamanı gelmişti.  

Eski ve Yeni Antlaşma’nın güvenilirliği konusunda şunları buldum:

“Antlaşmamı bozmayacak, ağzımdan çıkan sözü değiştirmeyeceğim.” (Mezmur 89:34, Zebur)

“Yer ve gök ortadan kalkacak, ama benim sözlerim asla ortadan kalkmayacaktır.” (Matta 24:35, İncil)

“Tanrı, kendilerine sözünü gönderdiği kimseleri ilahlar diye adlandırır. Kutsal Yazı da geçerliliğini yitirmez.” (Yuhanna 10:35, İncil) 

“Bu kitaptaki peygamberlik sözlerini duyan herkesi uyarıyorum! Her kim bu sözlere bir şey katarsa, Tanrı da bu kitapta yazılı belaları ona katacaktır. Her kim bu peygamberlik kitabının sözlerinden bir şey çıkarırsa, Tanrı da bu kitapta yazılı yaşam ağacından ve kutsal kentten ona düşen payı çıkaracaktır.” (Vahiy 22:18-19, İncil)

Eski ve Yeni Antlaşma’daki bazı ayetler Tanrılıktan söz ediyor:

“Yine de Babamız sensin, ya RAB, biz kiliz, sen çömlekçisin. Hepimiz senin ellerinin eseriyiz.” (Yeşaya 64:8, Zebur)

“Babam her şeyi bana teslim etti. Oğul'u, Baba'dan başka kimse tanımaz. Baba'yı da Oğul'dan ve Oğul'un O'nu tanıtmak istediği kişilerden başkası tanımaz.” (Matta 11:27, İncil)

“Söz, insan olup aramızda yaşadı. O'nun yüceliğini Baba'dan gelen, lütuf ve gerçekle dolu biricik Oğul'un yüceliğini gördük.” (Yuhanna 1:14, İncil)

“İsa yanlarına gelip kendilerine şunları söyledi: "Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi. Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin; onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un adıyla vaftiz edin; size buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin. İşte ben, dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim."” (Matta 28:18-20, İncil)

“Yerde ya da gökte ilah diye adlandırılanlar varsa da -nitekim pek çok ‘ilah’, pek çok ‘rab’ vardır bizim için tek bir Tanrı Baba vardır. O her şeyin kaynağıdır, bizler O'nun için yaşıyoruz. Tek bir Rab var, O da İsa Mesih'tir. Her şey O'nun aracılığıyla yaratıldı, biz de O'nun aracılığıyla yaşıyoruz.” (1.Korintliler 8:5-6, İncil)

İsa’nın çarmıha gerilmesi hem Eski hem de Yeni Antlaşma’nın ana konusuydu. Bulduğum ayet çok çarpıcıydı:

“Çünkü Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu'nu verdi. Öyle ki, O'na iman edenlerin hiçbiri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun.” (Yuhanna 3:16, İncil)

Ertesi günün kilise toplantısının olduğu cumartesi olduğunu hatırladım. Biraz uyumalıydım. Bu şeyleri düşünmekten dolayı son birkaç gündür uyuyamamıştım. Ama kendi kendime ne olursa olsun bu sorunu bu gece çözeceğime söz verdim. Kuran ve Eski ve Yeni Antlaşmalar arasındaki tartışmayı az çok anlıyordum. Ama bir şey gerekliydi, o da bu konuda kesin bir sonuca varmalıydım. O zamana kadar yapmış olduğum araştırma benim için yeterli değildi.

O noktada benim için en önemli şey, kurtuluşun hangi peygamberde bulunduğunu net bir şekilde anlamaktı. Her iki peygamberi de, Muhammed ve İsa’yı, düşünmeye başladım. Her ikisi de bir yol sunmaktaydı. Ama hangi yol gerçek doğruya götürüyordu? Yine bu konuda Kuran’a bakmaya başladım. 

“İçinizden, oraya* uğramayacak hiçbir kimse yoktur. Bu, Rabbin için kesinleşmiş bir hükümdür.” (Meryem 19:71) [*cehenneme] 

Yine, Muhammed’le ilgili başka bir ayet: “(Resûlüm!) Şimdi sen sabret. Çünkü Allah'ın vaadi gerçektir. Günahının bağışlanmasını iste.” (Mümin 40:55)

Muhammed’in günahsız olduğunu düşündüğüm için bu ayet beni şok etti. Bu ayette, tek günahkârın ben olmadığımı, Muhammed’in bile günahlarından tövbe etmesi gerektiğini gördüm. Ne yaparsam yapayım cehenneme gitmekten kaçınmanın bir yolu yoktu.

Yeni Antlaşma’nın İsa hakkında söylediklerine gelince: 

“Hanginiz bana günahlı olduğumu kanıtlayabilir? Gerçeği söylüyorsam, niçin bana iman etmiyorsunuz?” (Yuhanna 8:46)

“Tanrı, günahı bilmeyen Mesih'i bizim için günah sunusu yaptı. Öyle ki, Mesih sayesinde Tanrı'nın doğruluğu olalım.” (2.Korintliler 5:21)

“O günah işlemedi, ağzından hileli söz çıkmadı.” (1.Petrus 2:22)

“Mesih'in, günahları kaldırmak için ortaya çıktığını ve kendisinde günah olmadığını bilirsiniz.” (1.Yuhanna 3:5)

Bu ayetler İsa peygamberin günahsız olduğunu gösteriyordu. Peki ya benim hakkımda neler söylüyorlardı? 

“Günah bir insan aracılığıyla, ölüm de günah aracılığıyla dünyaya girdi. Böylece ölüm bütün insanlara yayıldı. Çünkü hepsi günah işledi.” (Romalılar 5:12)

“Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı'nın yüceliğinden yoksun kaldı.” (Romalılar 3:23)

Sonunda gerçek ortaya çıktı, ben de günahlıydım. Tanrı ilk insanı yaratıp cennetine koydu. Bu insanın yapması gereken tek şey Tanrı’ya tapınmaktı. Fakat Tanrı’nın buyruğuna itaatsizlik ederek, kendisi için yasaklanan ağacın meyvesini yedi. İnsanın bu itaatsizliği başkaldırının tohumu olması nedeniyle Tanrı insanla yaptığı antlaşmayı bozdu. İlk denemede günaha düştüler. İlk insanlar olan Adem ve Havva günaha düştüğü için Tanrı onları cennetten dünyaya kovdu. Dünyada hem insanın tohumu hem de günah çoğaldı. Fakat Tanrı bizler için günahtan kurtuluş konusunda bir vaat de verdi. İnsanların günahının cezası ölümdü. 

“Çünkü günahın ücreti ölüm, Tanrı'nın armağanı ise Rabbimiz Mesih İsa'da sonsuz yaşamdır.” (Romalılar 6:23)

İsa Mesih Tanrı’nın, insanlığın günahını ortadan kaldırmak için sağladığı tek yoldu. İbrahim peygamber Tanrı ve sözü için duyduğu büyük sevgi nedeniyle tek oğlunu kurban olarak sundu. Tanrı da, insanları günahın yükünden kurtarmak için tek ve biricik Oğlu İsa Mesih’i, daha önceden bildirildiği gibi, kurtuluşumuz için ölüme teslim etti.

“Yahya ertesi gün İsa'nın kendisine doğru geldiğini görünce şöyle dedi: "İşte, dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu!"” (Yuhanna 1:29)

“Tanrı ise bizi sevdiğini şununla kanıtlıyor: Biz daha günahkârken, Mesih bizim için öldü.” (Romalılar 5:8)

“Aldığım bilgiyi size öncelikle ilettim: Kutsal Yazılar uyarınca Mesih günahlarımıza karşılık öldü, gömüldü ve Kutsal Yazılar uyarınca üçüncü gün ölümden dirildi. Kefas'a, sonra Onikiler'e göründü.” (1.Korintliler 15:3-5)

“İsa, "Yol, gerçek ve yaşam Ben'im" dedi.” (Yuhanna 14:6)

Bu ayetlere baktıktan sonra kurtuluşumun ancak İsa Mesih’te bulunduğunu ve O’nu imanla kabul etmem gerektiğini gördüm. “İman yoluyla, lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı'nın armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir.” (Efesliler 2:8-9)

Böylece yapmam gereken tek şey O’na seslenmek ve inanmaktı çünkü İsa şöyle söyledi:

“İşte kapıda durmuş, kapıyı çalıyorum. Biri sesimi işitir ve kapıyı açarsa, onun yanına gireceğim.” (Vahiy 3:20)

Yerde diz çöktüm ve dua etmeye başladım: “Tanrım, bu günahkâr kulunu bağışla. Seni Rab ve Kurtarıcı olarak kabul ediyorum…” Duamı bitirdiğimde birdenbire büyük bir rahatlık hissettim. Sanki üzerimden büyük bir yük kalkmıştı. Gerçek Tanrı’yı bulmuştum ve yüreğim sevinç doluydu. 

O andan itibaren kararımı verdim ve İsa’ya inandım. Bazı insanlar bu kararı öğrendiğinde yanlış yola saptığımı düşündüklerini biliyordum. O zaman, yoldan sapmış olmam Kuran’daki yorumlardan hangisinin sonucuydu? Eğer yanlış yorumlar yayılıyorsa neden biri bunlara bir son vermiyordu? 

Ertesi gün kilisedeki toplantıya gideceğim için biraz uyumam gerektiğini düşündüm. Yatak odasına gidip uzandım ama içimde hissettiğim sevinçten ötürü uyuyamadım. Aylardır hissettiğim yorgunluğun yerini huzur ve dinleme hissi aldı. Bütün bunları düşünürken uyuyakaldım.

Uyandığımda öğlen olmak üzereydi. Duş aldım ve bir şeyler yedikten sonra toplantı yerine gitmek için hazırdım. Bugün benim kutlama günümdü. Takım elbise giydim ve kendime baktıktan sonra kiliseye yürümeye başladım. Toplantı saati yaklaşıyordu.

İlk kez kiliseye takım elbise ve kravatla gidiyordum. Beni bu şekilde görenler şaşırdılar. "Hayırdır? Özel bir yerden mi geliyorsun?" dediler. Onlara bir şey söylemedim ama bende bir değişiklik olduğunu görebiliyorlardı.

Toplantı başladı ve rahip kürsüde konuşmaya başladı. Konuşmasını bitirdiğinde elimi kaldırdım ve birkaç şey söylemek istediğimi söyledim. Rahip tamam diyerek beni yanına çağırdı. 

Bu podyuma ilk çıkışım değildi çünkü birçok kez Kutsal Kitap’tan paylaşmıştım. Birkaç saniye kalabalığa baktım ve paylaşmam için beni beklediklerini gördüm. Ne söyleyeceğim hakkında hiç fikirleri yoktu.

Konuşmaktan utanıyordum. Bu insanları yanlış yargılamıştım. Konuşmam ve her şeyi onlara açıklamam gerektiğini biliyordum çünkü benim yüzümden çok sıkıntı ve sorun yaşamışlardı. Kürsüden herkese bakarken ve bunları düşünürken, herkes konuşmamı beklediği için rahip devam etmem için beni teşvik etti. 

Her şeyi açıklamaya başladım: "Sizin zannettiğiniz gibi satış uzmanı değilim ve Hıristiyan Ermeni aileden gelmiyorum. Muhabirim. Yasa dışı Ermeni terör grubu ASALA’yı araştırmak için aranıza geldim. Araştırmam süresince hepiniz benim yazdıklarımdan ötürü çok sıkıntı çektiniz. Aylar boyunca bana ve başkalarına karşı tavırlarınız ve davranışlarınızdan çok etkilendim. Çocukluğumdan beri içinde yaşadığım toplumda Hıristiyanlar hakkında hissettiklerimin tamamıyla yanlış olduğunu fark ettim. Uzun bir süre boyunca Kuran ve Kutsal Kitap arasında karşılaştırmalı bir çalışma yaptım. Fikirlerimin ne kadar yanlış ve haksız olduğunu gördüm. Araştırmam sırasında gerçek Rab ve Kurtarıcımı buldum. İsa’yı Kurtarıcım ve Rabbim olarak kabul ettim ve çok mutluyum. Hepinize karşı davranışlarımdan ötürü beni bağışlamanızı istiyorum. Ama bu olmadan gerçek Kurtarıcım ve kurtuluşu bulamayacağımı biliyorum.’

Bunları söyler söylemez kürsünün arkasında çömeldim çünkü bana saldırıp beni dövmelerini bekliyordum. Kürsünün yanından insanların bana doğru geldiğini görünce titremeye başladım. Yanıma geldiler, kollarımı kaldırıp beni öpmeye ve bana sarılmaya başladılar! Dediler ki, "Sen kardeşimizsin ve sana asla kızamayız. Tanrı’ya övgüler olsun ki, Rab kendisini sana Tanrı Sözü olarak açıkladı. Aramıza hoş geldin. Kayıptın, ama artık bulundun." 

Konuştuktan sonra toplantıdaki herkes beni tebrik etmek için yanıma geldi. İsa’yı kabul ettikten sonra hayatım tamamıyla değişti. Yüreğimde olağanüstü bir değişim oldu. Davranışlarımın, düşüncelerimin ve konuşmamın temeli değişti. İsa’ya inandıktan sonra ailem ve yakın arkadaşlarım bende her açıdan değişiklikler gördüler. 

İsa Mesih’i kabul ettikten sonra her şeyin benim için güzel ve kolay olacağını düşünmüştüm. Ama hala bu dünyada yaşayan bir insandım. İsa hayatında, ölümünde ve ölümden dirilişinde İblis’i yenilgiye uğrattı. Fakat İblis, günaha düşmem için bana saldırmaya devam ediyordu. Çevremdekilere İsa’da yeni bulduğum inancımı açıklamaya başladığımda kendimi gerçekten yalnız hissettim. Çevremdekiler bunu onaylamadı. Bana olanları açıklamaya çalıştım ama boşuna. İsa Mesih İncil’de bu konuda bahsetmişti: 

“Çarmıhını yüklenip ardımdan gelmeyen bana layık değildir.” (Matta 10:38)

“Dünyadan olsaydınız, dünya kendisine ait olanı severdi. Ne var ki, dünyanın değilsiniz; ben sizi dünyadan seçtim. Bunun için dünya sizden nefret ediyor.” (Yuhanna 15:19)

İsa’nın müjdelerde söylediği her şey yavaş yavaş hayatımda olmaktaydı. Arkadaşlarım eskisi gibi benimle görüşmediler ve kendilerini benden ayırmaya çalıştılar. 

İsa çarmıhta dökülen kanıyla tüm günahlarımı temizledi. Ben de günaha düşmemek için dikkatli oluyordum. Bu şekilde ben de kendimi çevremdekilerden ayırıyordum. İsa aynı zamanda şöyle söyledi: 

“Dar kapıdan girin. Çünkü yıkıma götüren kapı geniş ve yol enlidir. Bu kapıdan girenler çoktur. Oysa yaşama götüren kapı dar, yol da çetindir. Bu yolu bulanlar azdır.” (Matta 7:13-14). Gerçek yolu bulanlar gerçekten de azdır ve ben de az sayıda kişiden oluşan bu grubun bir parçasıydım. 

Dünyada gerçek olduğunu söyleyen yüzlerce görüş var. Fakat gerçek alanında gerçek için tek bir temel olabilir. Buna göre, İsa Mesih, insanı Tanrı’yla barıştıran tek yol, gerçek ve yaşamdır. Tanrı’nın Sözü yarattığı halkını kurtarmak için dünyaya geldi. Çarmıhta öldü ve ölümden dirilişiyle birlikte bizlere yeni yaşam sundu. 

Duam Rabbim ve Kurtarıcım İsa Mesih’in tüm insanları kendisinde kurtuluşa kavuşturmasıdır. Herkes benim gibi gerçeği bulsun isterim.